Ana Sayfa Avrupa PORTO – LİZBON

PORTO – LİZBON

161
5
Paylaş

PORTO – LİZBON

 

Uzun zamandır BTS (Bir Tutkudur Seyahat) grubumuz ile birlikte geziye çıkamamıştık. Grup içinde yaptığım nabız yoklamasında yapmayı planladığım Portekiz gezisi için çoğunluk olur cevabı vermişti. Hazır Avrupa’nın en batısındaki ülkeye gitmişken o coğrafyada nereye gitsek de bir taşla iki kuş vursak dedim. En uygun Destinasyonun Endülüs turu ile birleştirerek ideal olacağına karar verdik. Haziran ayı başında yapacağımız Portekiz & Endülüs turu çalışmalarına Ekim ayında başladım. Hareket günü, şehirler, turlar vs derken harika bir ön çalışma yapmaya başladım. Arada katılımcı arkadaşlara Pazar sabahları gideceğimiz yerlerle ilgili bilgi yarışmaları yapıyorduk, Gitmeden son toplantımızı bize eşlik edecek olan rehberimiz, damadım Hayati ile birlikte Zoom üzerinden yapmıştık. Nihayet hareket günü geldi çattı. Heyecan dorukta, hep birlikte tuttuğumuz servis ile İstanbul hava alanına transfer olduk. Tam vaktinde kalkan uçağımız yaklaşık 4saat sonra Porto’ya indi. Pasaport işlemi ve valiz bandından çok çabuk çıktık. Hemen bizi hazır bekleyen otobüsümüze binip Porto panoramik turuna başladık. İlk durağımız Dom Luis I köprüsüydü. Köprü üstünde ilk grup fotoğrafımızı çektik.

 

Porto katedrali i Borsa sarayını fotoğraflayıp, tarihi Sao Bento tren garına geldik. Duvarlarındaki seramik üzerine yapılan resimler harikaydı. Tren garı çıkışı rehberimiz bizlere meydandaki bir fırından Portekiz’in spesyalitelerinden biri olan Pastel de Bacalao alıp tattırdı. Buradan Ribera bölgesine Douro nehri sahiline geldik. Sahil kenarında fotoğraflar çektirip öğlen yemeği molası için grup farklı lokantalarda yemek için dağıldık. Kimimiz sahildeki lokantalara kimilerimiz civarındaki kafelere gittik. Biz rehberimiz Hayati ile birlikte Ribera bölgesindeki Tapas 64 adlı kafeye gittik. Tadımlık başlangıç olarak, Sardalye li Bruscetta Tapas, Mozarella, domates, taze fesleğen ile hazırlanmış Caprese salatası aldık. Ana yemek için güveçte Bacalao istedik. Mezgit balığı benzeri Morina balığından hazırlanan bir yemek. Buz gibi biraların eşliğinde keyifle yemeğimizi yedik. Belirlenen saatte ve noktada tüm grup buluşup otobüsümüze binerek Porto Sinagogu Mekor Hayim’e yöneldik.

İstanbul’dan Sinagog yetkilileri ile ziyarete geleceğimize dair yazışmıştık, ancak ilk önce giriş için biraz problem çıkartsalar da sonunda girmeyi ve ziyaret etmeyi başardık. Çok güzel, modern, bakımlı ve faaliyette olan bir Sinagog. Birlikte Minha duası yapıp dualarımızı ettikten sonra, otobüs ile otele yöneldik. Odalara yerleştikten sonra akşam gezisi için grup Porto şehir merkezi olan Santa Caterina ya yürüyerek gittiler. Uçakta biraz üşüttüğüm için ben otelde kalıp dinlenmeyi tercih ettim. Zira daha ilk günden kendimi zorlasam turu çıkaramayabilirim korkusu ile ilaç alıp yattım.

Sabah daha iyi ve zinde kalktım. Sıkı güzel bir kahvaltı 1-2 ilaç takviyesi ile Porto daki 2. Gün turuna başladık. İlk durağımız Braga idi. Tepeye kurulan Bom Jesus De Monte kilisesi nin bahçeleri, havuzu, manzarası müthişti. Bölge ve kilise hakkında Hayati den gerekli bilgileri aldıktan sonra bizi aşağıda bekleyen otobüsümüze su ile çalışan Finiküler ile indik. Daha sonra Guimaraes’e geldik. Kale içindeki daracık sokakları, çiçekli balkonları, adeta yıllar öncesine götürdü bizleri.

Gezimizin üçüncü bölümünde Aviero da tekne gezisine çıktık. Rengarenk tekneler ile gezinti hem dinlenmemizi sağladı. hem de adeta Venedik’ de imişiz hissi uyandırdı bizlere. Yaklaşık bir saatt süren tur sonrası öğlen yemeği molası verdik. Yine dörder, altışar gruplar halinde Aviero’daki kafe ve lokantalara dağıldık. İber yarım adasının en bilinen ve sevilen balığı Bacalao’yu biz de beğenmiştik. Izgara balık, salata ve biradan oluşan menümüzü afiyetle midemize indirdik. Tur sonrası akşamüzerine doğru otele döndük. Bir gece evvel yapamadığım şehir merkezi turu için sağ olsun Hayati benim için tekrar o turu yaptırdı. Santa Caterina merkeze geldik. Yazar J.K Rowling in Harry Potter romanını kaleme aldığı mekan Majestik kafeyi gezdik. Harika dekoru enfes tatlıları ile müthiş bir pastane. Aynı zamanda Harry Potter ile özdeşleşmiş Kitapçı Lello yu gezmek içeri girmek ücretli. Dekoru sanki müze gibi. Dünyaca bilinen görülesi bir kitapçı.

 

Gezdiğimiz ülke ve şehirler de gitmekten çok hoşlandığımızı bildiği için Hayati beni özellikle Balhao Markete götürdü. Barcelona da ki La Boqueria benzeri bir market. Sebzeden meyve ye, Balığından etine, baharatından şarküterisine kadar alış veriş yapabileceğiniz bir Pazar. Aynı zamanda şarkütelerin önünde durup tapas yiyip bir kadeh şarap bile içebiliyorsunuz. Bana özel yapılmış bir tur gibi oldu bu gezi. Daha sonra kafelerin birinde oturup yorgunluk atarken kimimiz kahve içtik, kimimiz dondurma yedik, bazılarımız alış verişe devam ettiler. Bulunduğumuz şehir merkezinden hava kararmak üzereyken yürüyerek otelimize döndük. Lobideki bahçede tüm grup toplanıp sohbet ettik ve daha sonra geç saatte odalarımıza istirahate çekildik.

3 gün Lizbon’ a doğru yola çıktık. Yol üzerinde ilk durağımız Fatima idi. Gezdiğimiz ve ziyaret ettiğimiz yerlerin tarihi hakkında çok fazla bilgi vermek istemiyorum, çünkü yazı nerdeyse 2 katına çıkacak. Ben sadece nokta atışlarla gezdiğimiz ve çok ilgimizi çeken yerlerin isimlerini ve özelliklerini yazarak geçiştireceğim. Fatima, Vatikan da ki San Pietro meydanı görüntüsünde dizayn edilmiş kocaman bir alan ve meydan. Bazilikası görkemli. Mum yakma odası diğer kiliselerde alışık olduğumuzdan çok daha farklı ve büyük. Mumlar da bildiğimiz ölçülerin dışında boy boy olan hatta bazıları nerdeyse 1 metreyi bulan mumlar. Meydanın bir köşesinde yıkılan Berlin duvarının bir parçasını camekan içinde sergiliyorlar. Burası ayrıca Hristiyan’lar için farklı bir hac merkezi. Buraya hac için gelen insanlar başlangıç noktasından katedrale kadar dizleri üzerinde yürüyorlar. Çok ilginç bir görüntüydü. İbadet eden insanlara saygısızlık etmemek için fotoğraflamadık bu görüntüyü.

Fatima dan sonra Nazare’ye yollandık. Önce şehrin tepesindeki pazarda, yerel kıyafetler giyinmiş kadınların tezgahlarına yanaştık. Taptaze kuru yemişleri hem ikram edip hem de satıyorlardı. Bez bebek satan tezgahlar, yerel kıyafet satan satıcılar mallarını pazarlamaya çalışıyorlardı. Bu Pazar ortamı hepimizin çok hoşuna gitmişti. Oradan Nazare nin şehir merkezine indik. Sahilde denize girenler, kafelerde oturanlar, cıvıl cıvıl sokaklar, yazlık tatil beldesi gibiydi. Hediyelik eşya dükkanlarında biraz vakit geçirip öğlen yemeğine gittik. Çok sıcak bir gündü. Birkaç gündür yediğimiz balık menüsü sonrası bu gün Pizza makarna bira menüsünde karar kıldık. Yemek sonrası Obidos’a gittik. Kale içindeki bu yer ortaçağ zamanından kalma görüntüsündeydi. Şarap ve Likör satan mağazalarda bir hayli zaman harcadık. Yolun sonunda kiliseden kitaplığa çevrilmiş olan mekan çok ilginçti. Dış görünüşü ve girişi aynı zamanda içi heykelleri ve görüntüsü ile kilise gibi olsa da içinin kitap evi oluşu ilginçliğini bir kat daha artırıyordu. Buradan ayrılıp yola devam ettik ve Lizbon’a giriş yaptık. Rossio meydanını gezip, sahildeki Rio Tejo nehri kenarında San Francisco köprüsünü andıran köprüyü fotoğrafladık. Gruptan bazıları sıcak ve yorgunluk yüzünden Plaza de Comercio meydanında kafelere oturup soğuk bir şeyler içip dondurma yediler. Buradan Lizbon’un tam merkezine geldik. 1506 yılında öldürülen Yahudilerin anısına yapılan Engizisyon anıtı önünde hatıra fotoları çektik.

Lizbon Meydanı ve ara sokaklarında gezinip, otelde ihtiyacımız olabilecek su, meyve, yoğurt, kraker gibi atıştırmalıkları marketlere girip aldık. Bu arada marketi dolaşırken insanları daha yakından tanıma fırsatı bulduk. Seyahate başladığımız andan itibaren geç saatte öğlen yemeklerini yediğimizden, daha sonrada kafe ya da marketlerde abur cubur şeyler alıp atıştırdığımızdan, akşamları yemek için fazla iştahımız kalmıyordu. Marketten aldıklarımızla akşam yemeğini geçiştiriyorduk. Akşam saatlerinde güneş batmadan Lizbon’daki otelimize giriş yaptık. Yeni bir şehir, yeni bir otel, ancak program ve organizasyon saat gibi işliyordu. Bizler lobide beklerken rehberimiz oda anahtarlarımızı düzenli bir şekilde ve çabucak dağıttı. Bazılarımız otele çok yakın marinaya gitseler de birçoğumuz Lobideki açık sahanlıkta geceyi bir şeyler içerek sonlandırdık.

Lizbon’daki otelimizde 2 gündür harika açık büfe kahvaltısı yapıyorduk Harika derken ne demek derseniz, bir kahvaltı büfesinde Somon füme varsa benim için tam not alır. Tüm kaliteli kahvaltılık malzemelerin yanında büfede Somon fümeyi görürsem değmeyin benim keyfime. Hepimiz hem otelden hem de kahvaltı sofrasından çok memnun kalmıştık. Kahvaltı sonrası Sintra’ya doğru yol aldık.  Avrupa nın en batı noktası Cabo Da Roca ya vardık.

Buradan Atlantik okyanusunu izledik. Birçok gezimizde birçok “EN” leri yaşamıştık. Bu kez Avrupa ana kara sının EN uç noktasındaydık. Hava oldukça sıcaktı. Rehberimiz denize girebileceğimizi Cascais de deniz ve öğlen yemeği molası vereceğini söylediğinde Atlantik okyanusunda denize girerek bir ilke daha imza atacağımız için mutlu olmuştuk. Denize girmek tam bir maceraydı. Sokak ortasında soyunmak, giyinmek deniz sefası yapmak normalde İstanbul da yapmayacağımız, gezgin ruhu ile burada yaşadığımız güzel bir hatıra oldu hepimize. 1 saatlik deniz keyfi sonrası Cascais in merkezindeki sahilde, öğlen yemeği için “ Rest. O Casahilno” balık lokantasına girdik. Bazı arkadaşların vermiş olduğu Deniz mahsulleri tabağı tam bir görsel şölen gibi sunuldu. Istakoz dan, Pavurya ya, Karides ten Deniz Tarağına aklınıza gelen tüm deniz kabukluları vardı kayık formundaki tabakta. Bizler klasik ve çok beğendiğimiz Bacalao, salata, kızarmış patates ve bira siparişi vermiştik. Keyifle yedik yemeğimizi. Gezi yorgunluğu üzerine, yemekte içtiğimiz buz gibi bira hepimize çok iyi geliyordu. Yemek sonrası Lizbon un bir başka simgelerinden olan Belem kulesinin bulunduğu Tejo nehri kıyısına geldik. Parkta Atlantik i ilk geçen uçağı sergilemişlerdi. Buradan yürüyerek Vasgo De Gama nın liderliğindeki Kaşifler anıtına gelip fotoğraflarını çektik.

Buradan Jeronimus Manastırına yürüdük. Manastırın hikayesini dinledikten sonra manastıra gelir elde etmek için buldukları Pastel de Nata tatlısını yemek için Belem Kafe ye yürüdük. O nasıl bir pastane, o nasıl bir üretim, o nasıl bir servis anlatılmaz ancak yaşanır. Tatlımızı yemiş kan şekerimiz dengelenmiş enerjimiz tamamdı. Yola devam edebilirdik. Tekrar Lizbon şehir merkezine gelip, Tuk Tuk denilen uzak doğudan bildiğimiz elektrikli motorlarla Lizbon turuna çıktık. Yürüyerek ulaşmanın zor olduğu birçok yere Tuk Tuk ile gittik. Ne kadar tepe varsa tırmandık. Şoför hem gezdiriyor hem de rehberlik yapıp geçtiğimiz ve gezdiğimiz yerleri anlatıyordu. Tepeden Cruislerin yanaştığı Limanı, Sanata Justa asansörünü ve daha birçok turistik noktayı gezdirdi bizlere. Bir saatlik tur sonrası bizi merkezde bekleyen otobüsümüze getirdi. Tüm gün dolu dolu geçmişti. Tur programımız güzel, rehberimiz harika, keyifler tıkırındaydı. Otele döndükten sonra biraz dinlenip otele yürüme mesafesindeki Marinaya yürüdük. Sahilde turlayıp, lezzet fışkıran dondurmalarında yiyip geç saatte otele dönüp odalarımız çekildik.

Ertesi sabah yine o muhteşem Somon fümeli kahvaltı sonrası Portekiz’den İspanya’ya doğru yola çıktık. Portekiz deki günlerimiz çok zevkli bir o kadar da keyifli geçti. Coğrafyası ile yemekleri, müzikleri ile kısacası yeni bir kültür ile tanışmanın mutluluğu ile Endülüs’e doğru hareket ettik.

Bir Tutkudur Seyahat…

Paylaş
Önceki İçerikUYGARLIĞIN SÖZCÜK ANLAMI  KOPENHAG Av.Suat Şimşek
Sonraki İçerikENDÜLÜS SEVİLLA – CORDOBA – GRANADA – MALAGA
1957’de İstanbul’da doğdu. İlkokul yıllarında önce çevreyi tanıyarak gezgin olma yolunda adımlar atarken, ortaokul yıllarında ilk ciddi yurt dışı gezisini gerçekleştirmesiyle seyahat onda bir tutkuya dönüştü. Askerlik sonrası profesyonel hayatına başladığı tekstil sektörü ile beraber yurtdışı gezileri de artmaya başladı. Çıktığı bu gezileri ölümsüzleştirmek adına eline aldığı makinesiyle amatörce çektiği fotoğraflarla birçok sergiye katıldı ve ödüller kazandı. 2000’li yılların başında arkadaşlarının ve yakın çevresinin de teşviki ile Turizm Sektöründe uzun yıllar acentecilik yaptı. Bu yıllarda Türkiye Gezginler Kulübü ile tanıştı ve Genel Sekreterlik görevinde bulundu. Emekli olduktan sonra farklı kurumlarda İdari Yönetici olarak görev aldı. 30 yılı aşkın zamandır “Sinagog İlahileri Korosu Şefliği” yapmakta ve korosuyla birçok kez yurtiçi ve yurtdışı konserlerine ayrıca bazı televizyon ve radyo programlarına katılmaktadır. 2005’ den bu yana gazete ve dergilerde “Gezi ve Yemek Kültürü Yazıları” yayımlanmaya devam etmektedir. 2023 yılı itibarı ile 35 ülke 115 şehir gezip görmüş, fotoğraflamıştır. Evli ve iki kız babası aynı zamanda bir erkek torun sahibidir. Seyahatlerini eşiyle birlikte yapmaktan keyif almakta.

5 YORUM

  1. Harika bir gezi olduğunu ,yazını okurken bir kez daha anladım. Ne güzel anılar biriktirmişiz. Hepsi Gözümde canlandı. Eline kalemine gönlüne sağlık. Nice coğrafyalarda uyanmak ve güzel anılar biriktirmek ümidi ile geze ve kaleminle kal…..

  2. Süper harika bir gezi idi rehberimizde bir numara gezdiğimiz her yerin bilgisini verdi bize
    hele sokak ortasında soyunup denize girmek harika idi senle gezmek çok güzel eline
    kalemine sağlik

  3. Yaziyi okurken tatile başlamadan onceki yarişma heycanini ve başladiktan sonra cok keyifli bir gezi oldugunu bir daha hatirlattin. Cok guzel hazirlanilmis dolu dolu bir programdi ve cok keyifliydi. Yaşadiklarimizi cok guzel anlatmişsin. Emegine kalemine saglik….

  4. Muhteşem bir gezi muhteşem bir tatil olmuş belli ki ne güzel yerler görmüşünüz bize de anlattınız zaten gurup başlı başına bir güzel gibi görünüyor bunlarla birlikte ne anılar birikmişyir kimbilir yüreğine kalemine sağlık Yako Taragano sevgiler💐💐💐

  5. Ya iyiki notlar alıp yazan birisin. Gezilerimiz az zamanda çok yer görmek amaçlı olduğu için bazen ne gün neredeydik ? sorusu oluşuyor kafamızda. Çok şükür sen o tatlı ikilemlerimizi bertaraf ediyor ve yazıyorsun 🙂 Emeğine ve kalemine sağlık Cako.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here