Ana Sayfa Dünya Mutfakları SEYAHATLERİMDE İZ BIRAKAN KAHVALTILAR

SEYAHATLERİMDE İZ BIRAKAN KAHVALTILAR

208
1
Paylaş

SEYAHATLERİMDE

İZ BIRAKAN KAHVALTILAR

Geçenlerde bloğa koyduğum Dezayuno yazımdan sonra okurlardan çokça geri dönüşleraldım. Herkes o kahvaltıları özlemiş. Okurken çocukluk yıllarına dönmüş, anne ve babaları ilebirlikte yaptıkları kahvaltılar, yaptıkları “Dezayuno” lar canlanmış gözlerinde. Benim de yolda işime giderken gözümün önünden gittiğim ülkelerde yaptığım kahvaltılar, ama bende iz bırakan kahvaltılar geçti. Bu seyahat bloğumuza uygun olacağını düşünerek seyahatlerde yaptığım, iz bırakan kahvaltıları sizlerle paylaşmak istedim.

Bugüne kadar 34 ülke, 100’ den fazla şehir gezdim gördüm. Uyandığım şehirlerdeki otellerdeki kahvaltıları gözümde canlandırdığımda, 1. sırayı Las Vegas’ta Golden Nugget otelinde yaptığımız Noel brunchı alır. Madem iz bırakan dedik o zaman detayları ile sizlere aktarmaya çalışayım.

Öyle bir açık büfe düşünün ki, kahvaltılık malzemelerinin tamamı mevcut. 8-10 çeşit peynir, aynı şekilde soğuk etler, zeytin ve reçeller, yumurtaların farklı pişirilmiş çeşitleri. Değişik tarz börekler, pizzalar, salatalar, yeşillikler, domates, salatalık ve biberlerin nerdeyse her türü…

Burada somon fümeye ayrı bir açıklama getirmem lazım. Bir tepsi düşünün, 1metreye 50 cm boyutunda ve üstü tepeleme somon füme dolu. Servis çatalını batırdığınızda tepsini altına değmeyecek yükseklikte serilmiş. (Benim için bir büfede, hele ki kahvaltı büfesinde somonun bulunması önemli bir kriterdir.) Masada tuzlu balıklar sadece somon fümeden ibaret mi sandınız? Ne Sushiler ne ringalar, ne Sardalye’ler… Aklınıza gelebilecek farklı coğrafyaların farklı tuzlu balık çeşitleri ile dolu boydan boya bir masa vardı. Salonun bir başka bölümünde tamamlayıcılar bulunuyordu. Izgara ve sote edilmiş sebzelerin yanında, makarna, pilav, patatesler ve hemen arkasında ana yemek bölümü; etler, tavuklar, balıklar; ızgara, tava ve salçalı çeşit çeşit pişirilmiş halde tüm ihtişamıyla parlıyordu.

Büfenin tatlı kısmı bambaşka bir dünyaydı. Kekler, çörekler, pasta ve kurabiyeler şık bir pastane vitrinini andırıyordu. Ekmek bölümü Fransız ekmek fırınını artmayan çeşitlerle gözümüzü boyuyordu. Arzu eden için finalde şampanya bile bulunuyordu.

Kısacası büfenin sunumu adeta bir görsel şölen gibiydi. Lezzetler damak çatlatan cinsten evet ama bu arada gözünüz de bayram yapıyordu. Bu anlatmaya çalıştığım kahvaltı büfesinin benim seyahatlerimdeki iz bırakanların başında gelmesi sizce de çok normal değil mi?

 

 

Bir başka iz bırakan kahvaltıyı İsrail’ de iken yapmıştım. 25 yıl evvel bir gösteri için gittiğimiz İsrail’de ablam bir sabah kahvaltıya bir kafeye davet etmişti. Düşünün ki 25 yıl önce İstanbul’ da yaşayanların böyle dışarda kahvaltı etme kültürü yoktu. Kahvaltı dediğin evde peynir, zeytin, çay eşliğinde yapılırdı. Bazen sahanda yumurta sofraya gelir, en fazla tatlı olarak ev yapımı reçeller kahvaltı masamızda bulunurdu.

“Ne için kahvaltıyı evde yapmıyoruz da dışarıya gideceğiz?” diye aklımdan geçirmiştim. Bu gün, o zaman yaptığımız kahvaltıyı İstanbul kafelerinde yapıyoruz ama o gün çok ilginç gelmişti haliyle. Hiç böyle bir deneyim daha önce yaşamadığım için, siparişi ona bırakmıştım.

Masaya poşe yumurta, salatalar , humus, falafel, pita ve ekmekler geldi. İçecek ise benim alışık olduğum çay yerine filtre kahve ve portakal suyuydu. Ayrıca bizim menemen olarak bildiğimiz orada “şakşuka” diye bilinen yumurtadan da ısmarlamıştı. Yeni tanıştığım bu kahvaltıyı dönünce heyecanla arkadaşlarıma anlattım. Ne yalan söyleyeyim bu sunum şekli, ilginç geldiği kadar hoşuma da gitmişti o zamanlar. Halbuki günümüzde Pazar günleri tüm semtlerdeki kafelerde moda haline geldi bu kahvaltı.

 

 

Paris seyahatlerimde genellikle 3 yıldızlı otelleri tercih ederim. Bu otellerdeki kahvaltılar son derece basittir. Kruvasan, ekmek, tereyağı ve reçelden oluşur. Yanında istediğiniz kadar kahve alma şansınız vardır. Bu kahvaltı çok doyurucu olmasa da reçelle yenen tereyağlı kruvasan lezzetli olduğu kadar bana hep ilginç gelmiştir.

 

BTS grubu olarak birlikte çıktığımız ilk gezimizi Londra’ya yapmıştık. Daha sonra yıllarca sürecek birlikte çıktığımız bu seyahatlerin ilkinde kaldığımız St. Giles Hotel’ in kahvaltısı açık büfenin yanında yumurta, mantar, fasulye, ızgara domates, domuz pastırması ve sosisten oluşan “English Breakfast” da bana çok ilginç geldiği için iz bırakanlar kategorisine girdi.

 

Seyahatlerimdeki iz bırakan kahvaltılarımdan birini de Viyana’daki Europa Hotel’ de yapmıştım. Zengin denecek kadar dolu olan açık büfenin en ilginç yanı gravyer peynirinin dilimlenmiş değil de tekerlek halinde büfede olmasıydı. Çok sevdiğim bu peyniri istediğim miktar ve kalınlıkta kesebilmekten çok keyif aldığım Viyana kahvaltı büfesi iz bırakan sıralamasına girmeye hak kazandı.

 

Budapeşte seyahatimizde trafiğe kapalı olan alanda bulunan Hotel Taverna’ da kahvaltı büfesinin bir köşesindeki meyvelerin yanında duran buz kovası içindeki şampanya şişeleri çok ilgimizi çekmişti. Sabah sabah kahvaltıda şampanya içilir mi yahu derken finali meyve ile birlikte soğutulmuş şampanya eşliğinde yapmıştık. O gezimizde kahvaltı büfesindeki şampanya iz bırakmıştı.

 

Tren ile yaptığımız Bulgaristan’ın Sofya seyahatinde sabah saatlerinde trenden inmiştik. Garda karşımıza çıkan kafedeki sıcak sıcak bulduğumuz böreklerle kahvaltımızı ettik. O gezimizde otel yerine Airbnb’ den ev kiralamıştık. Dolayısı ile kahvaltımızı ev dışında yapmıştık. Garda yediğimiz börek o kadar lezzetli gelmiş o kadar beğenmiştim ki ertesi sabah da ve yetmiyormuş gibi akşamüstü hafif acıktığımda da atıştırmalık olarak Balkanların o nefis böreklerinden farklı fırınlardan alıp yemiştim. O seyahatimizde de “börek” iz bırakan kahvaltı olmuştu.

 

Uzakdoğu seyahatimizde Malezya’ nın Kuala Lumpur şehrine, Tayland’ın Bangkok şehrine ve Singapur’ a gitmiştik. Kaldığımız tüm oteller 5 yıldız standartlarındaydı. Ancak sabah kahvaltı büfeleri, dünya mutfaklarının standardında değildi. Kahvaltı büfesi Uzakdoğu kültürüne hitap eden; buharda pişmiş pilav, noodle, yörenin tuzlu balıkları ile donatılmıştı.

Gözlerimiz klasik alışılagelmiş kahvaltılıkları arasa da maalesef büfe ne gözümüze ne damağımıza hitap etmiyordu. Zorlama ile yoğurt, meyve ve yumurta gibi yiyeceklerle karnımızı doyurmaya çalıştık. Burası da farklı bir iz bırakmıştı damak ve zihinlerimizde.

 

Cruise ile yaptığımız tüm seyahatlerimizde her öğünün büfesi hem çok zengin hem de çok lezzetliydi. Kahvaltı büfesi 5 yıldızlı otellerin şık büfeleri ayarındaydı. Gerek görsel, gerekse çeşit bakımından adeta kusursuzdu. (Yukarıda bahsettiğim benim için kriter sayılan somon füme bile büfelerde mevcuttu.) Fakat bu gezilerde Cruise’larda damağımda iz bırakan, kahvaltının finalinde yediğim pankek üzeri krema ve akçaağaç şurubuydu.

 

Bir başka yemekten keyif aldığım, damağımda şenlikler yaratan, kahvaltı tarzı ise New York sokaklarında yaptığımdır. İstanbul’da tüketilen poğaçalar gibi N.Y’ da da bagel günün her vakti özellikle sabahları tercih ediliyor. Bagelcılar adeta İstanbul’daki mezeci dükkanları gibi vitrinli buzdolabı arkasında durup, peynirlisinden salamlısına, rozbifliden yumurtalısına sizlere istediğiniz malzemeleri koyarak bagelden sandviç hazırlarlar. Tahmin edebileceğiniz gibi benim favorim bagelin altına sürülen labne peynir üstüne konan somon fümeli olanı…

Kırmızı soğan halkaları arasına serpiştirilen kaparili somonlu sandviçimi alıp Times Square’ de caddede oturup gelen geçeni izlerken filtre kahve eşliğinde yemeğe bayılırım.

 

 

Dünya mutfaklarının damağımda iz bırakan lezzetlerinden sonra şimdi de ülkemizin farklı yörelerinin farklı iz bırakan kahvaltılıklarını aktarmaya çalışayım. Güzel Türkiye’mizin bütün bölgelerinde bulundum. Marmaralından Ege’sine, Karadeniz’inden Doğu Anadolu’suna, Akdeniz’inden Güneydoğu’suna kadar… Birçok yerde köy kahvaltısı yaptım. Karadeniz’ de mısır unundan hazırlanan mıhlama, Doğu Anadolu’da Van’ın otlu peyniri, Kars’ın peyniri ve balı, Ege’nin özellikle de İzmir’ in boyozu, İç Anadolu’ da Afyon’ un kaymağı, Kayseri’nin kahvaltıda tercih edilen pastırması iz bırakan lezzetler sıralamasına girer.

 

Bunların içinde ilk sırayı alan, bende iz bırakan kahvaltı ise Antakya’ da yaptığımız kahvaltıydı. Deprem öncesi yaptığımız Antakya ve GAP gezimizde otelde verilen Antakya spesiyaliteleri ile dolu sofranın malzemelerini otelimizin lokanta sorumlusu tek tek anlatmıştı

(Hatta kayıt yapıp Facebook’ta yayınlamıştım, takipçilerim hatırlayacaktır). Burada da paylaşmazsam olmaz. Klasik bildiğimiz kahvaltılıkların yanında, sürk peyniri, örgü peyniri, çökelek, peynir grubuna ek olarak konuyor. Salata ve yeşilliklerin yanında zahter salatası ile zeytin salatası bulunuyor. Tuzlu yoğurt ve humus masanın olmazsa olmazı. Reçeller ileberaber özellikle ceviz reçeli koyuyorlar. Bildiğimiz ekmeklerin yanında Antakya spesiyalitesi biberli ekmek ile bu kahvaltılıkları yemenin keyfi bir başka.. Kahvaltının finalini tavşankanı çay ile Hatay’ın bayram, düğün ve özel günlerde misafirlere ikram ettikleri bir kurabiye çeşidi olan kömbe ile yapıyorsunuz.

Günün en keyifli ve zevkli öğünü kahvaltıyı farklı coğrafyalar ile dünyada gezip bende iz bırakan yerleri ile anlatıp aktarmaya çalıştım. Yeni coğrafyaların yeni maceralarını paylaşmak üzre geze kalın.

 

 

 

Paylaş
Önceki İçerikDEZAYUNO (KAHVALTI)
Sonraki İçerikPESAH SOFRASI
1957’de İstanbul’da doğdu. İlkokul yıllarında önce çevreyi tanıyarak gezgin olma yolunda adımlar atarken, ortaokul yıllarında ilk ciddi yurt dışı gezisini gerçekleştirmesiyle seyahat onda bir tutkuya dönüştü. Askerlik sonrası profesyonel hayatına başladığı tekstil sektörü ile beraber yurtdışı gezileri de artmaya başladı. Çıktığı bu gezileri ölümsüzleştirmek adına eline aldığı makinesiyle amatörce çektiği fotoğraflarla birçok sergiye katıldı ve ödüller kazandı. 2000’li yılların başında arkadaşlarının ve yakın çevresinin de teşviki ile Turizm Sektöründe uzun yıllar acentecilik yaptı. Bu yıllarda Türkiye Gezginler Kulübü ile tanıştı ve Genel Sekreterlik görevinde bulundu. Emekli olduktan sonra farklı kurumlarda İdari Yönetici olarak görev aldı. 30 yılı aşkın zamandır “Sinagog İlahileri Korosu Şefliği” yapmakta ve korosuyla birçok kez yurtiçi ve yurtdışı konserlerine ayrıca bazı televizyon ve radyo programlarına katılmaktadır. 2005’ den bu yana gazete ve dergilerde “Gezi ve Yemek Kültürü Yazıları” yayımlanmaya devam etmektedir. 2023 yılı itibarı ile 35 ülke 115 şehir gezip görmüş, fotoğraflamıştır. Evli ve iki kız babası aynı zamanda bir erkek torun sahibidir. Seyahatlerini eşiyle birlikte yapmaktan keyif almakta.

1 Yorum

  1. Selamlar yine ne güzel bir yazı ne güzel döktürdünüz ne muhteşem yerler ne muhteşem kahvaltı masaları başka sizin deyişinizle dezayuno tabiki de en güzel sabahları bu yapılan kahvaltı sanatı başka bir deyişle zengin sofralar peynirinden reçeline pişiden sıcak ekmeğine bayılırım böyle sofralara öğle ve akşam yemeklerinden daha da makbuldur benim için fakat sizinlede sanki bu değişik ülkelere gidip tadına varmış oluyorum bir anlamda fazla söze gerek yok bence teşekkürler Yako Taragano kaleminize yüreğinize sağlık sevgiyle kalın,🎉🎉🎉

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here