Ana Sayfa Asya Siem Reap ve Tarantula KAMBOÇYA  Can Topakoğlu

Siem Reap ve Tarantula KAMBOÇYA  Can Topakoğlu

84
4
Paylaş

Siem Reap ve Tarantula

KAMBOÇYA

 Can Topakoğlu

Siem Reap’in hikayesini anlamak için önce Kamboçya’nın tarihini bilmek gereklidir. Çinhindi olarak adlandırılan bölge, günümüzde Tayland, Malezya Yarımadası, Laos, Kamboçya ve Vietnam’ı içerisine alan coğrafyadır. Yüzyıllar boyunca sömürgecilik hareketlerinin olduğu bu bölgede Vietnam destansı bir özgürlük mücadelesi ile topraklarını Fransızlardan kurtarınca Kamboçya’da bu arada bağımsızlığını ilan etti.

1960’lı yılların başında Vietnam destekli komünist gerillalar Prens Sihanouk’a karşı ayaklandılar, 1970 yılında da devirerek Kmer Cumhuriyetini kurdular. Komünist rejimin Kamboçya’da iktidara gelmesi üzerine devam etmekte olan Vietnam – ABD savaşı bir anda bu topraklara da yayıldı. 1976 yılında Pol Pot başbakan oldu ve 1977 yılında ise Çin çizgisindeki Komünist Parti resmen devlet partisi olarak tanındı. İşte bu tarihten sonra dünyada eşi benzeri görülmemiş bir şiddet dalgası Kamboçya’yı sardı. Ülkedeki meslek sahibi ve teknik elemanların hemen hepsi yok edildi. Sırf gözlük takıyor diye insanların kitap okuduğu kabul edilerek idamlar gerçekleşti. Kentlerde yaşayan milyonlarca kişi zorla köylere götürülerek “Ölüm Tarlaları” olarak tarihe geçen çiftliklerde çalışmaya zorlandı. Ülkedeki tüm eğitimli insanlar öldürülünce ekonomik sistem felç oldu ve açlık, salgın hastalıklar başladı.

1978 yılında Kamboçya’nın Çin ile yakınlaşması sonucu Vietnam ile arası bozuldu ve savaş tekrar başladı. 1979 yılında ise Vietnam birlikleri Kızıl Kmer yönetimine son verdiler, Vietnam’ın teknik ve mali desteğine dayanan bir hükûmet kuruldu. Kamboçya bugün barış içinde yaşamaktadır.

Kamboçya’nın başkenti Siem Reap değildir ancak ülkenin en bilinen şehri burasıdır. Kamboçya bayrağındaki amblem bile Siem Reap’tan alınmıştır. Bunun sebebi Siem Reap’in dünyanın en güzel tapınaklarından birine, Angkor Wat’a ev sahipliği yapmasıdır. Bu güzel tapınak, Angelina Jolie’nin “Tomb Raider” filmi ile tüm dünyaca bilinir hale gelmiştir.

Angkor Watt Tapınağı bölgede bulunmayan, nehirlerin taşması sırasında Kuzey Bölgeleri’nden taşınan kum taşları ile yapılmıştır. Yaklaşık bir milyon kişinin çalıştığı ve 37 yıl süren inşaat, süslemeleri ve drenaj sistemleri ile dikkat çekmektedir. Angkor Watt Tapınağı çok sayıda sel felaketi ve nehir taşkınların yaşandığı bu coğrafyada mühendislik açısından çok sayıda buluşa da imza atmıştır. Bu nedende Youtube üzerinden National Geographic, Mega Constructions –  Angkor Wat bölümünüzü izlemenizi tavsiye ederim.

Angkor Wat ,1150 yılında tamamlandığında bir Hindu Tapınağı olarak görev yapıyordu ancak daha sonra bilinmeyen bir sebeple terk edildi zaman için de unutuldu ve bu coğrafyadaki vahşi tabiat tarafından tam anlamıyla yutuldu.

  1. Yüzyılın başlarında ise burası Fransız Arkeologlar tarafından keşfedildi ve kazı çalışmaları (Kızıl Kmer’ler dönemindeki savaş dışında) bugün bile devam etmektedir.

Bölgedeki tabiat o kadar bereketli ki bu yapılar, tapınaklar dev ağaçlar ve kökleri tarafından yutulmuş. “Tomb Raider” filminde bol bol görünen bu ağaçlar ve kökleri bugün en az tapınaklar kadar ünlü. Birçok gezgin bu ağaçlar ile çekilen fotoğraflarını sosyal medyada kullanılıyor.

Tabii bu vahşi tabiat sadece yeşile değil böğdü böceğe de cömert davranmış. Her türlü maymun, kertenkele, iguana, bukalemun ve onlarca kuş da burada yaşamaktadır. Tabii bu hayvanların doğal yemekleri ise böcekler ve örümceklerdir…

Bir zamanlar Çinhindi olarak adlandırılan bu bölgede yani Vietnam, Kamboçya, Laos ve Tayland coğrafyasında binlerce çeşit böcek, dev cüsseleri ile yaşamaktadır. Ağaçlarından her türlü tropik meyve, denizlerinden ve nehirlerinden binlerce çeşit balık fışkıran bu coğrafyada nadiren göreceğiniz yaratıklar ise inek, koyun ve domuz gibi çiftlik hayvanlarıdır. Bu durum da yerli halk üzerinde farklı bir beslenme alışkanlığına yol açmıştır. “Entomofagus” yani böcek yemek…

Böcekleri, haşereleri yemek çok iştah açıcı gelmeyebilir. Ancak insanlar bu hızla üremeye ve tüm kaynakları yok etmeye devam ederse Entomofagus tek sürdürülebilir bir besin kaynağı olacak gibi görünüyor. Aslında dünya üzerindeki insanların %25’i mutfaklarında böcekleri sıkça kullanıyor (Meksika, Uganda, Çin, Japonya, Tayland, Peru, hemen hemen tüm Afrika, Vietnam ve diğerleri).

Uçağa bindiğimiz zaman hostesin kanatsız çekirge soslu makarna mı yoksa karınca larvası yatağında tavuk mu diye sormasına daha uzun yıllar var gibi düşünebiliriz ancak Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü Entomofagus konusunda önemli çalışmalar yapmaktadır. Afiyet ile yediğimiz karides, çoğu zaman bütçelerimizi aşan ıstakoz, kerevit, yengeç gibi eklembacaklılar da aslında denizden yaşayan böceklerdir. Böcek yeme konusunda asıl önemli konu önyargılarımızdır.

Sümüklüböcek aslında yiyebileceğimiz en temiz hayvandır ama önyargılarımız bize sürekli alarm zillerini çaldırır. Defalarca salyangozu bilmeden yiyerek nefis diyen kişilere rastladım. Kurbağa bacağını ise mezgit balığından ayırmak imkansızdır.

Siem Reap şehrinde en önemli cadde “Pub Street” olarak bilinir. Dükkanlar, masaj salonları, hediyelik eşya satanlar, yiyecek ve içecek satış noktaları hep bu cadde üzerindedir. Oldukça geniş olan ve trafiğe kapalı bu caddenin bir bölümü tamamen böcek satıcılarına ayrılmıştır. Böcek derken de çekirge, larva, karınca gibi minikleri kast etmiyorum burada mürdüm eriği büyüklüğünde kıllı tarantulalar, kızartılmış veya köri sosu ile pişirilmiş olarak satılmaktadır. Birçok ziyaretçi için ilginç bir deneyimdir ama belirttiğim gibi önyargılar alarm zilleri çaldığı için onları susturacak başka bir şeye de ihtiyaç vardır. İşte bu amaçla böcek satıcıların tam karşısında içki satıcıları yer alır. Bir bardak tekila, iki kadeh viski, tekila ve votka karışımları ile yapılan hızlı kokteyller ile geçici olarak alarm zilleri susturulur, instagram fotoğrafları için eşsiz kareler veya kısa filmler çekilir.

Daha önce çekirge, larva yemiştim ama burada tarantulayı denemeye kararlıydım. Deneyebildim mi? Şöyle söyleyeyim caddenin karşı tarafındaki satıcılara bir servet ödedim… Fotoğraflar ile asla yayınlanmamak üzere telefonumda 😊

Sanırım eti az pişmiş sevsem de bundan sonra böceği çok pişmiş olarak tercih edeceğim.

Can Topakoğlu

ctopakoglu@gmail.com

1971 İstanbul doğumlu. İlk, orta ve lise öğretimini İstanbul’da aldı. Daha sonra sırasıyla Yıldız Teknik Üniversitesi – Makine Mühendisliği Bölümünü, Marmara Üniversitesi – Yönetim Bilişim Sistemleri Bölümünü bitirdi ve son olarak 2000 yılında Koç Üniversitesi’nde Executive MBA lisansüstü eğitimini tamamladı. Mezuniyetinden beri Koç Grubu’nda çeşitli şirketlerde ısıtma ve soğutma sistemleri konusunda yönetici olarak görev aldı. Halen ısıtma ve soğutma konusunda birçok derneğin (STÖ) yönetiminde görev almaktadır. 90’den fazla ülke gezdi. Türkiye Gezginler Derneği’nin Başkan Yardımcılığı ve Yönetim Kurulu üyeliği görevlerinde bulundu. Bloomberg HT’de yayımlanan Abbas Yolcu isimli radyo programının ve Dünya İçin Bir Şey Yap isimli TV programının sunuculuğu yaptı. İlk kitabı “Gezgin Ruh Hikayeleri” 2020 yılında yayımlandı. Denizcilik ve fotoğrafçılık, seyahatin yanı sıra diğer hobileridir.

4 YORUM

  1. Can bey yazınız için çok teşekkürler .
    Kaleminize sağlık. Bloğumuzda bu ülke ile ilgili yazı yoktu. Sayenizde Kamboçya hakkında bilgi sahibi olduk En kısa zamanda gitmek isterim. Seyahat Programıma dahil edeceğim.
    Kaleminizle ,geze kalın teşekkürler

  2. Değerli Can Topakoğlunun bu çok gerçekçi yazısını okuyunca.gözümüzde çok büyütülen ülke de ayaklarım yere değdi. Gidip görmek ülkeyi daha yakından tanımak isterim. Hayata değişik ruhani bir bakış açısı katmak için uzakdoğu görülmeli ve oradaki tatları deneyimlemeli diye düşünüyorum. Teşekkürler Can Topakoğlu. Teşekkürler BTS

  3. Selamlar Can bey bu güzel gezideki anlatılanlar çok enteresandı gerçekten kaleminize emeğinize sağlık teşekkürler yazmaya tabiki de gezmeye devam sevgiler🙏❤️💐

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here