Ana Sayfa Asya Tezatların umuda dönüştüğü şehir Batum

Tezatların umuda dönüştüğü şehir Batum

535
3
Paylaş

Tezatların umuda dönüştüğü şehir

Batum

 

Pegasus Havayolları Batum’a sefer başlatınca bizi bir heyecan kapladı. Fiyatlar uygun, vize yok, yer yakın, yeni bir ülke, yeni bir bayrak, yeni bir kültür, “hadi gidelim” dedik. Aylar öncesinden uçak biletlerini aldık, gezgin ruhumuzun önsezileri ile uygun bir yerde otelimizi ayarladık. Biraz internet, biraz televizyon, biraz da daha önce giden kişilerden aldığımız bilgi ve el yordamı ile program yapıp uçuş tarihimizin gelmesini beklemeye başladık.

Nihayet bir nisan sabahı Sabiha Gökçen Havaalanı’nın yolunu tuttuk. Bir buçuk saat süren uçak yolculuğundan sonra Batum Havaalanı’na indik. Artvin’de havaalanı olmadığından Artvin ve Hopa yolcuları da bizim uçuştaydı; sonra karadan Hopa’ya ve Artvin’e geçtiler. Bu durum bize çok ilginç geldi. Hopa’ya geçen yolcular Batum’da kalanlardan daha fazlaydı.

Gürcistan polisi hepimizi güler yüzle, hoş geldiniz sözcükleri ile karşıladılar. Valizlerimizi alıp kapıdan çıkarken de küçük ve şirin iki çocuk folklorik kıyafetleri ve ellerinde tadımlık baklavalarla bizleri karşılayıp Türkçe “Hoş geldiniz” dediler. Yaklaşık 15 dakika sonra sahildeki 5 yıldızlı otelimiz Intourist Palace’a vardık. Girişi, Receptionu, odaları, konumu ve özellikle de fiyatı ile İlk intibaımız olumluydu. Check-in işlemlerimizi yaptıktan ve odalarımıza yerleştikten sonra akşamüstü saatlerinde çevremizi tanımak ve bir şeyler atıştırmak için Batum sahiline indik.

Hava tipik Karadeniz iklimi idi; yağmur ha yağdı ha yağacak gibiydi. Denizin hemen önünde konuşlanmış Batumi Devlet Parkı da denen milli park ilk durağımız oldu. Her tarafı yemyeşil olan 2.000 metrekarelik bir alana yayılan parkta çeşit çeşit kuşlar, pelikanlar, ördekler adeta bize şov yapıyorlardı. Parkın kapladığı sahil şeridinin uzunluğunun yedi kilometreye uzatılması gündemdeymiş.

Acıktığımızda sahildeki bistro’ların birinde oturup balık çorbası, bira, patates ile bizim peynirli pideyi andıran Gürcülerin meşhur yemeği ‘Haçapuri’ ısmarladık. Açık havada keyifle yenen yemek sonrası Eski Şehre doğru yola çıktık. Yol üzerinde karşımıza çıkan mimarisi ilginç birkaç kiliseye girdik. Batumi Katolik, Ermeni Gregoryan Apostolic, Ortodoks St.Nicholas kiliselerini gezerken fotoğraflama imkanı da bulduk. Yürüye yürüye Piazza Meydanı’na geldik. Burası yazın çok hareketli, konserlerin yapıldığı, cafe’lerle dolu bir meydan. Biraz dinlenmek için girdiğimiz bir cafe’de kahve ve pasta keyfi yaptık.     

Günün yorgunluğundan dolayı akşam yemek sonrası otelin Gazinosunda biraz oyalandıktan sonra odalarımıza çıktık.

Ertesi sabah kahvaltı sonrasında otelin Türk müdürünün yardımıyla yarım günlük bir şehir turu ayarladık. Beş saatlik turumuz için araç ve rehber dahil tüm grup için 150 dolar ödedik. Türkçe rehberimiz tam saatinde araçla gelip bizi aldı. Turumuza ilk olarak botanik bahçe ziyareti ile başladık. Yolda rehberimiz Gürcistan ve özellikle Batum hakkında bilgiler vermeye başladı.

Gürcistan birkaç eyaletten meydana gelmiş 4,5 milyon nüfuslu bir ülke. Başkenti Tiflis 1,5 milyon. Batum ise Ajara eyaletine bağlı bir şehir. Ajara eyaletinin toplam nüfusu 350.000 kişi; Batum ise 150.000 kişilik bir şehir. Deniz kenarı olmasından yazın nüfus 450.000 kişiye çıkabiliyormuş. Şehir, Eski Batum ve Yeni Batum diye ikiye ayrılıyor şehir. Gürcistan, Rusya’dan ayrılıp bağımsızlığını ilan ettiği 28 Nisan 1991’den itibaren doğuda Azerbaycan, batıda Karadeniz, kuzeyde Rusya, güneyde Ermenistan ve güneybatısında Türkiye ile komşu. Tarih boyunca Roma, Bizans, Osmanlı, Rus idaresi altında yönetilmiş. Botanik bahçeye giderken yol boyunca bizlere eşlik eden Çoruh Nehri, Erzurum’dan doğup Batum’dan Karadeniz’e dökülüyor. Nehir üzerinde rafting ve kano yapılıyor. Bu aralar Gürcistan hükümeti Avrupa Birliği’ne girebilmek için uğraşıyor.

Botanik bahçe, şarap evi, kale

Rus Botanikçi Andrea Krasnov tarafından yapılan botanik bahçeye 6 Lari, verip girdik. Gürcistan para birimi Lari. On kişilik akülü golf araçlarına kişi başı 2 Lari ödeyip parkı gezmeye başladık. Botanik bahçe Amerika, Avustralya, Doğu Asya, Japonya, Meksika gibi isimlendirilen 8 bölgeden oluşuyor. Dünyanın üçüncü önemli botanik bahçesini kuş sesleri ve muhteşem Batum manzarası eşliğinde gezip bizlere ilginç gelen çiçek ve ağaçları fotoğrafladık.

Botanik parkın ardından Keda’da yer alan, özellikle eskiden Rus hanedanlarına hazırlanan meşhur Gürcistan şaraplarının yapıldığı bir şarap evine gittik. Adjarian Wine House ismindeki bu mekan çok hoştu. İmalathaneyi ve şarapların saklandığı mahzenleri gezdikten sonra şarap tadımı yaptık. Gürcistan’ın mısır ekmeği, peynir çeşitleri, Haçapuri, kızarmış patates eşliğinde şaraplarımızı yudumladık. Rehberimiz, Gürcülerin içki içme seremonisini anlattı. Masada bir kişi seremoniyi yönetir ve kendisine Tamada denirmiş. Tamada kadehleri doldurur, ayağa kalkar, iyi temennilerde bulunur, diğerleri de ayağa kalkıp kadehlerini kaldırıp fondip yaparlarmış. Biz de bu geleneği gerçekleştirip sağlığa, huzura, mutluluğa, bol seyahatlere kadeh kaldırdık.

Buradan Gonio’da bulunan Apsaros Kalesi’ne gittik. Roma döneminde inşa edilen kale sırası ile Roma, Bizans ve Osmanlı egemenliğine girmiş. Kaleye 2 Lari ödeyerek girdik. Kalenin içinde meyve ağaçları, üzüm bağları bulunuyordu. Gürcistan dünyada Hıristiyanlığı ilk kabul eden millet olarak biliniyor. Kalenin içinde İsa’nın 12 havarisinden biri olan Aziz Mathias’ın mezarı ile Osmanlı’dan kalma bir hamam yer alıyor. Ayrıca kazılarda bulunan objelerin sergilendiği arkeoloji müzesi denebilecek küçük bir bölüm de bulunuyor.

Turumuzun son durağında, yaya olarak yapacağımız Eski Şehir turu için aracımız bizi Orta Cami önünde bıraktı. Gezdiğimiz ülke ve şehirlerde cami ile pek fazla karşılaşmadığımız için heyecanlandık. Caminin ardından sırasıyla Piazza Meydanı, karşısındaki Ortodoks St.Nicholas Kilisesi, ilerisindeki Ermeni Gregoryan Kilisesi önünde durup rehberimizden bilgiler aldık. Buradan Sevavadze Devlet Drama Tiyatrosu önüne geldik. Rus mimarisinin tüm inceliklerini yansıtan binanın bahçesinin ortasındaki Yunan mitolojisindeki Deniz Tanrısı Poseidon heykeli mekâna ayrı bir hava katıyor.

Eski Şehir’de Gürcistan’ın en yüksek heykeli Altın Postlu Koç heykeli de yer alıyor. Bunun hakkında çeşitli rivayetler bulunuyor. Rehberimiz heykelin gücü, sonsuzluğu, egemenliği ve liderliği sembolize ettiğini belirtti.

          

Akşam yemeğimizi görüntüsü ters bir evi andıran White Restaurant’ta yemeye karar verdik. Binanın görüntüsü bir hayli ilginçti; her şey baş aşağı yapılmıştı. Tabanı tavanda, tavanı tabanda olan ters bir ev görüntüsündeki binanın dekorasyonunda da aynı terslikler vardı; saksılardaki ağaçlar baş aşağı, sehpa ve halılar tavandaydı.

Yemekler arasında Gürcülerin sevdiği Lobiani (mayalı hamur içinde kuru fasulye ezmezi), Khinkali (bizdeki mantının avuç içi büyüklüğünde olanı, peynirlisi de var), Niguziani Bodrijani (yoğurt, ceviz, sarımsak ezmesi ile doldurulmuş patlıcan), Khachapuri (Peynirli, arzuya göre yumurtalı pide), Gababi (Kebap) yer alıyordu. Gürcü mutfağında ceviz, pancar, sarımsak çok kullanılıyor. Ayrıca tavuk ve et yemekleri, nar, erik, ayva gibi meyvelerle pişirilerek yemeğe hafif bir mayhoş tat veriliyor. Akşam yemeğimize canlı Gürcü müziği eşlik etti.

Tezatların şehri

Ertesi sabah sahil yürüyüşü ile başladığımız güne Radisson Blue Oteli’nin 19. katına Batum manzarası karşısında içtiğimiz kahve ile devam ettik. Buradan Gürcü sanatçı Tamara Kvesitadze’nin metal konstrüksiyondan yaptığı Ali & Nino heykelini görmeye gittik. Müslüman bir erkekle Hıristiyan Gürcü bir kızın aşklarının zaferini anlatan heykel çok ilginçti. Yazın akşamları her 15 dakikada bir ışıklarla dönüp birbirlerinin içine girip tek yürek tek parça oluyorlar.

Sahilde ayrıca inşaatı bitmiş ancak henüz açılışı yapılmamış, Alfabe Kulesi dedikleri, Gürcü alfabesi harşerinin üzerinde bulunan bir gezi ve restoran kulesi vardı. Yanında Amerikan üniversitesinin inşaatı da devam ediyordu. Aslında Batum adeta bir şantiyeşehri. Hilton’dan Trump Tower’a kadar buraya yatırım yapan birçok marka inşaatlarını hızla devam ettiriyorlar.

Batum’u anlatırken “Tezatların umuda dönüştüğü şehir” dememin sebebi de bu. Yolun bir tarafında yıkık dökük, çatısı neredeyse delik, camları kırık binalar, görürken hemen karşısında 5 yıldızlı otel inşaatı görebiliyorsunuz. Bir köşede Rus mimarisinin şaşalı örnekleri sizleri karşılarken diğer köşede baraka tipi küçük binalar sizi şaşırtıyor.

Sahilden tekrar Eski Şehre doğru yönelip Batumi Holy Mothers Virgin’s Nativity Katedrali’ne gittik. Günlerden pazar olduğundan bir ayin izleme umudu taşıyorduk. Ancak ayin bitmişti; sadece kiliseyi gezmekle yetindik. Dönüş yolunda ise çocukların ilgisini çekecek Circus sirk gösterilerinin yapıldığı binayı gördük.

Batum’daki son akşam yemeğimizi Sheraton Oteli’nin yanında yer alan NEOCCA BRİSTO’da yedik. Piyano ve saksafondan oluşan canlı müziği eşliğinde İtalyan mutfağı lezzetlerinden yedik.

Ertesi sabah uçak saatimize kadar olan zamanı yine sahil yürüyüşü ile değerlendirdik. Yeni bir bayrak dikip yeni bir kültürle tanışmanın gurur ve keyfi ile dinlenmiş, eğlenmiş bir şekilde bir turu daha tamamladık.

Bir Tutkudur Seyahat…

Paylaş
Önceki İçerikHer dil, her renk, her kültür… NEW YORK
Sonraki İçerikISHAK ALATON
1957’de İstanbul’da doğdu. İlkokul yıllarında önce çevreyi tanıyarak gezgin olma yolunda adımlar atarken, ortaokul yıllarında ilk ciddi yurt dışı gezisini gerçekleştirmesiyle seyahat onda bir tutkuya dönüştü. Askerlik sonrası profesyonel hayatına başladığı tekstil sektörü ile beraber yurtdışı gezileri de artmaya başladı. Çıktığı bu gezileri ölümsüzleştirmek adına eline aldığı makinesiyle amatörce çektiği fotoğraflarla birçok sergiye katıldı ve ödüller kazandı. 2000’li yılların başında arkadaşlarının ve yakın çevresinin de teşviki ile Turizm Sektöründe uzun yıllar acentecilik yaptı. Bu yıllarda Türkiye Gezginler Kulübü ile tanıştı ve Genel Sekreterlik görevinde bulundu. Emekli olduktan sonra farklı kurumlarda İdari Yönetici olarak görev aldı. 30 yılı aşkın zamandır “Sinagog İlahileri Korosu Şefliği” yapmakta ve korosuyla birçok kez yurtiçi ve yurtdışı konserlerine ayrıca bazı televizyon ve radyo programlarına katılmaktadır. 2005’ den bu yana gazete ve dergilerde “Gezi ve Yemek Kültürü Yazıları” yayımlanmaya devam etmektedir. 2019 yılı itibarı ile 33 ülke 105 şehir gezip görmüş, fotoğraflamıştır. Evli ve iki kız babası aynı zamanda bir erkek torun sahibidir. Seyahatlerini eşiyle birlikte yapmaktan keyif almakta.

3 YORUM

  1. Sevgili Yako, Batum’dan en çok hafızamda kalanlar Ali & Nino heykeli (beni çok etkiledi sanki iki kişi bir bütün olmuş tek vücut), VE Tamada (Aile reisi ve güzel dilekler, Çok anlamlı) Ayrıca, Gürcülerin meşhur yemeği ‘Haçapuri’ ‘nin Tadı. Bu Güzel anıları tekrar Yaşadık………….
    Teşekkürler

  2. Geniş, eski komünizm devrinden kalma caddeler çok etkileyici. Bi tek o white house a giremedik, biz gittiğimizde kapalıydı. Çok üzülmüştüm, iyi ki yazdın arkadaşım, merakım giderildi. Sizin gittiğiniz mevsimde çok daha gezilebilir bir destinasyon olmuş. Bir de paylaşmadan edemeyeceğim. Taksiler çok ucuz: her yer 5 lari, 10 lari (burada lira, orada lari . Unutmayacağım bir para birimi :)))

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here