Ana Sayfa Adım Adım Türkiye Yaz Tatili Denince

Yaz Tatili Denince

57
2
Paylaş

Yaz Tatili Denince

Yorucu geçen bir kış mevsiminden sonra yaz tatili yapmak istediğimizde, birçoğumuzun aklına güneş, kum deniz denince, Türkiye’mizin Ege ve Akdeniz sahilleri gelir. Egeden başlayarak güneye doğru inersek Balıkesir iline bağlı Ayvalık,  İzmir iline bağlı Çeşme, Foça, Seferihisar, Urla, Aydın iline bağlı Kuşadası, Didim, Muğla iline bağlı Bodrum, Fethiye, Marmaris, Datça, Akdeniz de Antalya iline bağlı Alanya, Kemer, Finike, Kaş ve Kalkan en çok tercih edilen tatil yörelerimizdir.

Bu yazımda sizlerle pandemi yüzünden uzun süre seyahat yapamadığımız ve tatile çıkamadığımız için ancak iki Biontech aşısından sonra biraz cesaretlenip tatil yapmaya karar vermemize neden olan İzmirli dünürlerimiz Sara & Alber Enriquez’in daveti ile Çeşme’de yaptığımız biraz kültürel, biraz turistik, dinlence ve eğlence dolu tatilimizi paylaşmak istedim.

Aldığımız davet sonrası, birçok kez gittiğimiz İzmir’in güzel ilçesi ve tatil beldesi Çeşme seyahatimizin planlamasını, kafamda kurgulamaya başladım. Pandemi öncesi yine bir yaz tatilinde Çeşme’ye gitmeye karar verdiğimizde en az benim kadar gezgin ruhlu dünürlerimiz Enriquez’lere, “gelmişken 1-2 günlüğüne Yunanistan’ın Chios (Sakız) adasına gider miyiz” dediğimde bizi kırmamış o geziye Sakız adasını da sıkıştırmıştık. Bu kez de yine gezgin ruhum rahat durmuyor farklı bir iki yeri görür müyüz diye program yapmaya koyuldum. Çeşmeye defalarca gittiğimizde buraya bağlı Alaçatı, Ilıca, Şifne, Dalyan, Ayayorgi koylarını gezmiş, harika Ege denizinin tadını çıkarmış, lokantalarında balık rakı keyfi yapmış, marinalarında, güzel teknelerin görüntüsünde şarap ve peynir eşliğinde happy hour yapmıştık. Bu tatilimizde dinlence ve eğlencenin yanında, kültürel ve turistik geziler de katıp tatilimizi biraz daha renklendirme fikrimi, sevgili Alber her zamanki gibi geri çevirmeyip kabul etme nezaketini gösterdi. Kafamdaki program 1 gün Çeşme’de dinlenip denizin tadını çıkarmak bir gün çevre gezisi yapmaktı. Gidip görmeyi istediğim yerler İzmir’in değişik tatil ilçeleri Urla ile Seferihisar’da Sığacık idi.

Bu kez birçoğunuzun bildiği, gidip tatil yaptığı Çeşme’yi değil de, ilk defa gittiğim Urla ve Sığacık kaçamağımızı aktarayım sizlere. Kim bilir belki de yazımı okuduktan sonra sizler de programınıza almaya değer görürsünüz.

Ben buralarla ilgili internet üzerinden çalışmalar yaparken, sevgili Alber de bizleri en güzel şekilde gezdirebilmek için program hazırlığı içindeydi.

Bir Çeşme sabahı, güne Enriquez’lerin Alaçatı’da ki evlerinin bahçesinde kahvaltı ile başladık. Klasik kahvaltılıkların yanında, İzmir in spesyal poğaçası sıcak sıcak boyozlar eşliğinde mükellef kahvaltı sonrası yola koyulduk. Çeşme Urla arası yaklaşık 1 saat kadar sürdü. Yol üzerinde geçtiğimiz yerler hakkında rehberlik bilgiler verdi. İlk ziyaret ve mola yeri Arkas Sanat Merkezi Müzesi idi. Türkiye’nin Lojistik ve taşımacılık sektörünün belki de ilk sırasında yer alan Arkas Şirketi ailesinin resim ve heykel koleksiyonunu halka açık sergiledikleri müze, binası ve bahçesi ile de harikaydı.2011 yılında hizmete giren müzeye giriş ücretsizdi. Müzenin hatıra defterine B.T.S adına bir iki satırla duygularımızı da paylaştık. Tebrikler ve teşekkürler Arkas ailesi. Ülkemize, mükemmel bir Sanat merkezi ve müze kazandırdığınız için.

Buradan Urla’nın merkezine ve marinasına geldik. Tipik bir Yunan adası görünümündeki liman ve sokakları gezerken çok keyif aldık. Deniz üzerindeki küçük balık lokantalarından yayılan anason kokusu, saat uygun olmasa da bizleri hadi gelsenize dercesine davet eder gibiydi.

 

 

Bu kez istikamet Urla’yı tepeden gören manzarası ile Güvendik Tepesi idi. Tüm Urla’ya nerede ise hakim bir manzarada Urla İskelesi, Marina ve karşımızda Karantina adası adeta bir tablo gibiydi. Sıra merkezdeki Malgaca Pazarı ve Sanat Sokağını ziyarete gelmişti. Bizim Ortaköy ü andıran bu yer çok şirin ve sempatikti. Yöresel otlardan yapılan yemeklerin sunulduğu Lokantaları, hediyelik eşya dükkanları, sokak aralarındaki Butik oteller, İtalya’daki Bari sokaklarını ve Alberobello’yu anımsattı bizlere. Yemekleri ve lezzeti ile tanınan Beğendik Abi lokantasına sırf göz zevkimizi tatmin etmek için girdik. Kabak çiçeği dolmaları, deniz börülceleri, şevketi bostan ve arapsaçı yeşillikleri ile yapılan kuzu etleri, ev baklavaları, kompostolar harika gözüküyordu. Sahilde anason ve kalamar tava kokusu ile aklımızı çelmeye çalışan meyhaneler gibi, burasıda nefis görünen yemekleri ile bizleri kandıramadı. Ama eminim ki yeseydik damak çatlatan lezzetler tadacaktık. Sıkı yapılan kahvaltı sonrası çok aç olmadığımızdan bu lezzetleri tok karın ile mundar etmek istemedik. Bizler buraları dolaşırken, Alber birazdan geliyorum deyip ortadan kayboldu. Yine bir sürpriz peşinde olduğunu tahmin etmiştik. Nitekim elinde birkaç kutu pizza ile merkezdeki parkın ağaçları altına gelmemizi söyledi. Ben de pizzaları görünce ortalıkta gördüğüm bir bakkaldan buz gibi bira, kola, su gibi meşrubatlar aldım. Parkın banklarında oturup ayaküstü atıştırdık. Bu bizlere bir Baltık gezimizde Letonya’da bir parkta yaptığımız pikniği hatırlattı.

 

Sıra Urla’nın üzüm bağlarındaki şarap üretim evine gelmişti. Urla için hazırladığım gezilecek yerler listesi nerdeyse Alber’in hazırladığı ile birebir tutsa da benim listemde Urla üzüm bağları ve şarap evi yoktu. Gezgin dostum, arkadaşım, dünürüm dersini iyi çalışmıştı.    Buraya kadar gelmişken bir de denizine girip biraz ferahlayalım deyip direksiyonumuzu           “Marika Beach” a çevirdik. Alber ile Çeşme tatiline birlikte geldiğimiz “Biracı” lakaplı dostumuz Mizrahi, plajın barında buz gibi biralarını yudumlarlarken ben hanımlarla birlikte Urla’nın serin sularına girip biraz yorgunluk attık. 1 saat burada dinlendikten sonra “Abbas’a seslendik. Vakit tamam” dedik. Dönüş yolumuzda Karaburun un Balıklıova beldesindeki Garibin Yeri’nde rakı balık keyfini çok geç bir saate bırakmadan yaptık. Tam deniz üzerinde salaş ama bir o kadar da keyifli bir mekandı. Mezeler, salata, Levrek güzeldi ama Barbun benim için masanın favorisi idi. Biraz kültürel, biraz turistik geçen harika günümüzü Çeşme de misafir olduğumuz deniz manzaralı Atilla Polat’taki evin balkonunda hep beraber içtiğimiz kahve ile sonlandırdık. B.T.S İzmir temsilcimiz hayal ettiğimden de güzel bir program hazırlamıştı. Teşekkürler Alber ve Sara Enriquez.

Çeşme tatilimiz içinde programladığımız bir başka çevre gezisi, Seferihisar’ın Sığacık beldesine idi. Son zamanlarda TV de gösterimde olan bir dizi burada çekiliyordu. Balıkçı köyü görüntüsündeki bu yeri hazır Çeşme’ye kadar gitmişken programa alalım dedim. Yine biraz internet, biraz da daha evvel buraya gelmiş kişilerden aldığım bilgiler doğrultusunda bir Çeşme sabahında yola koyulduk. Önce yol üstü lezzetlerinden boyoz, yumurta, çay üçlemesi eşliğinde yaptığımız kahvaltıdan sonra yaklaşık 1 saat süren yolculuk sonrası Sığacık’a girdik. İstikamet Teos Antik Kenti idi. M.Ö 1000 li yıllara varan Hellenistik ve Roma dönemine ait olan ve Dionysos’un oğlu Athames tarafından kurulan, içinde Akropol, Agora, tiyatro, hamam, sarnıç ve tapınak kalıntıları olan arkeolojik alanı bir buçuk saate yakın bir zamanda gezebildik. Uzun yıllar Teos, bir sanat kenti olarak kalmış ve antik çağın önemli filozof ve sanatçılarından şairler, Anakreon, Antimakhos, Epikuros, Nausiphanes, Apellikon ve tarihçi Hekataios burada yaşamış. İşte buralarda, onları yürüdüğü, yürürken sohbet ettikleri yollarda şimdi bizler yürüyorduk. Bu yüzden benim için çok heyecan verici bir ziyaret olmuştu. Buradan dönüşte merkeze gelmiş Teos Marina önünde park etmiştik. Küçük ama şirin bir marinaydı. Sığacık Kale içine yürüdük. Lokantaları, kafeleri, butik otelleri, hediyelik eşya satan dükkanları ile küçücük, şirin mi şirin bir sokaktı kale içi. Sokağın bittiği yerde limana ve sahile çıkıyorsunuz. Sahilde çay bahçeleri yan yana sıralanmış. Arkadaşlar kahvelerini sipariş verirken ben, sahilin sonunda bulunan Sığacık Kalesini görmeye gittim. Kale denince en azından, Rumeli Hisarı gibi bir kale göreceğimi beklerken yol boyunca uzayan surların bitiminde kalenin yıkık harabelerini görünce hayal kırıklığına uğradım. Parka giderken kağıt helva içinde dondurma aldık. Fiyatını, almadan sormak aklıma gelmemişti. Ama öderken fena kazıkladığımızı anlamıştım. Bir kez daha turistik yerlerde, turistleri sağılacak inek gibi görmelerine üzülmüştük. Yarım gün süren Sığacık turumuzu tamamlamış, Çeşme’ye dönüp kaldığımız sitenin serin sularına kendimizi attık.

 

Bu arada Çeşme’de her zamankinden farklı ne yaptığımızı sorarsanız anlatayım.                 Alber bizlere, yine bir sürpriz hazırlamıştı. Ayasaranda tepesinden Çeşme’yi panoramik izlemeye götürdü. Akşam yemeğine gitmeden bu tepeden gün batımını soğutulmuş şarap, balık yumurtası (Abudaraho) eşliğinde, arabanın bagajından çıkardığı şezlonglara kurulup güneşin batışını izledik. Akşam yemeğimizi ise yine Ontur Otel’e komşu sayılabilecek bir yerde Dalyan-Ayasaranda arası Sakız Adası manzarasındaki balık lokantasında harika spesiyal lezzetler tattık. Adeta Yunan adalarındaki lokantalarda idik. Sağanaki tarzı ızgara yapılmış sepet peyniri, greek salad vari çoban salatası, Pabucaki benzeri patlıcan, Çiroz, Enginar kalbi, lezzetin doruğunda idi. Karides güveç, ahtapot ızgara ve kalamarı arkadaşlar çok beğenmişti. Bunları ben yemediğimden Alber bana ızgara sardalye yaptırdı. Hepsi “Damak Çatlatan” türdendi.

Sevgili Gezgin dostlarım, bir Çeşme tatilini daha kısaca sizlere özetlemeye çalıştım. Misafirperverliği için bu satırlar vasıtası ile bir kez daha Enriquez ailesine huzurunuzda teşekkür ediyorum. Tatil bahane, gezmek şahane.

Bir Tutkudur seyahat…

Paylaş
Önceki İçerikDÜNYADAKİ SOKAK LEZZETLERİ
Sonraki İçerikADANA – MERSİN GEZİSİ
1957’de İstanbul’da doğdu. İlkokul yıllarında önce çevreyi tanıyarak gezgin olma yolunda adımlar atarken, ortaokul yıllarında ilk ciddi yurt dışı gezisini gerçekleştirmesiyle seyahat onda bir tutkuya dönüştü. Askerlik sonrası profesyonel hayatına başladığı tekstil sektörü ile beraber yurtdışı gezileri de artmaya başladı. Çıktığı bu gezileri ölümsüzleştirmek adına eline aldığı makinesiyle amatörce çektiği fotoğraflarla birçok sergiye katıldı ve ödüller kazandı. 2000’li yılların başında arkadaşlarının ve yakın çevresinin de teşviki ile Turizm Sektöründe uzun yıllar acentecilik yaptı. Bu yıllarda Türkiye Gezginler Kulübü ile tanıştı ve Genel Sekreterlik görevinde bulundu. Emekli olduktan sonra farklı kurumlarda İdari Yönetici olarak görev aldı. 30 yılı aşkın zamandır “Sinagog İlahileri Korosu Şefliği” yapmakta ve korosuyla birçok kez yurtiçi ve yurtdışı konserlerine ayrıca bazı televizyon ve radyo programlarına katılmaktadır. 2005’ den bu yana gazete ve dergilerde “Gezi ve Yemek Kültürü Yazıları” yayımlanmaya devam etmektedir. 2020 yılı itibarı ile 34 ülke 105 şehir gezip görmüş, fotoğraflamıştır. Evli ve iki kız babası aynı zamanda bir erkek torun sahibidir. Seyahatlerini eşiyle birlikte yapmaktan keyif almakta.

2 YORUM

  1. Eline kalemine sağlık arkadaşım. Çok keyifli anlattın URLA, Sığacık gezimizi. Enriquez ailesine bir teşekkürde benden var. Gerçekten bizleri çeşmede çok sıcak karşıladılar. Onlarında Gönlüne sağlık .
    Bazen Spontane gelişen gezmeler, ayrı bir keyif verir insana…. bu gezide bunlardan biriydi. Pandemi yüzünden kaybolan yılların ardından şükür ki? ilk gezimizi yapabildik………

  2. Gerçekten çok güzel bilgiler verdin Yako taragano kalemine emeğine sağlık Çeşme Alaçatı gerçekten muhteşem bir dinlenme ve tatil yeri bende oğlumla 2 sene gitmiştim iyi kide gezip görmüşüm hele hele Urla da bir üzüm bahçesi ve şarabıyla ünlü bir yer orası bir cennetti gerçekten her yemekten ve şaraptan tadımlık alarak lezzetlerini keşfettik ne güzel gezilmesi görülmesi gereken yerlerimiz varmış hepsine gidemiyorsak ta sizden aldığımız bu bilgiler sayesinde her yeri tanımış oluyorum iyiki varsınız sevgiler🙏🌺🙏🌺🙏

Comments are closed.