Ana Sayfa Asya MİSTİK RÜZGARLAR KUALA LUMPUR

MİSTİK RÜZGARLAR KUALA LUMPUR

420
2
Paylaş

MİSTİK RÜZGARLAR

KUALA LUMPUR

Seyahat için yeni hedefimizi Uzakdoğu’ya çevirince turumuza yaklaşık sekiz ay öncesinden hazırlanmaya başladım. İşe uçak rezervasyonu ile başladım. Uzakdoğu’ya giden birçok havayolu şirketinin uçuş gün, saat ve fiyatlarını inceledikten sonra Malezya Havayolları’na karar verdim. Hem uçuş günleri ve saatleri ile fiyatı en uygun olan hem de bana sıcak ilgi ile yaklaşan Malezya Havayolları ile Malezya turizm ofisi oldu.

Uçak rezervasyonunu yaptıktan sonra, Malezya turizm ofisinden Uzakdoğu’da ofisleri olan bir acente ile tanıştım. Bu arkadaşların bana profesyonelce yardımcı olmalarına rağmen benim içim hâlâ kıpır kıpırdı, acaba bir problem yaşar mıyız, bir aksilikle karşılaşır mıyız diye.

Heyecanlı bekleyiş bir kasım sabahı havaalanında start aldı. Tüm ekip Atatürk Havalimanı’nda buluştuk. Check-in işlemleri çabuk oldu. Uçak tam saatinde hareket etti. Yaklaşık on saatlik yolculuğumuz yerel saat ile sabah 5.30’da Malezya’nın başkenti Kuala Lumpur’da sona erdi. İçinde terminaller arası gidip gelmek için tek raylı trenin dahi bulunduğu, harika bir havaalanı ile karşılaştık. Pasaport kontrolü ve valizlerimizi teslim almamızdan sonra rehberimizle tanıştık.

İspanyol asıllı rehberimiz hepimizin anlayabileceği bir lisanda kalacağımız otel Corus’a gelinceye kadar şehri tanıttı ve Malezya hakkında bilgiler verdi.

Otele giriş işlemlerinden sonra panoramik şehir turu için saat 9.00’da lobide buluştuk. Rehberimiz Alberto tam vaktinde bizi aldı. Hafif çiseleyen yağmur altında egzotik ‘China Town’ ile turumuz başladı. Daha sonra Hint Tapınağı, Sri Mariamman Tapınağı, Tao Tapınağı, Adliye Sarayı, Başkanlık Sarayı ile devam etti.

       

Rengarenk tapınaklar

Çin Mahallesi, birçok filmde gördüğümüz klasik bir Çin mahallesi idi. Açıkta satılan etler, balıklar, deniz böcekleri, baharatlar, dini objelerle dolu bir sokaktı. Burada en çok ilgimi çeken çürütülmüş yumurtalar oldu. Bu yumurtalar önce linyit kömürü gibi kararıncaya kadar toprakta bekletilerek çürütülüp satışa sunuluyor. Tadamadık ancak rehberimiz çok lezzetli olduğunu söyledi.

Daha sonra bir Hint tapınağına girdik. Sabahleyin işe gitmeden evvel duaya gelen insanları izledik. Sinagoglarda, kiliselerde ve camilerde dua eden insanları görmüştüm ancak bu dinin ve kültürün inanış ve ibadetlerine daha önce hiç şahit olmamıştım. Etraf Buda heykelcikleri, ejderhalar, filler, tütsü çubukları ve onların yakılıp içine konduğu derin kum dolu çanaklarla doluydu. Kırmızı renk hakimdi. Bize çok ilginç gelen bu atmosferden sonra tam karşısında bulunan Tao tapınağını gezdik. Görüntü itibariyle burası da diğerinden farklı değildi. Yürüyerek devam ettiğimiz turumuz sırasında rehberimiz ülkenin yüzde 60’ının Müslüman, yüzde 20’sinin Budist, yüzde 15’inin ise Hindu olduğu bilgisini verdi. Yolumuzun üzerinde bir camiyle karşılaştık. Mimari açıdan aslında çok da fazla camiye benzemeyen yapı adeta küçük bir Tac Mahal gibiydi. Buradan adliye sarayına geldik. Binanın tarihçesini dinlerken Malezya’nın zengin bir ülke olduğu için çok fazla hırsızlık yaşanmadığını öğrendik. Sırtımızı adliye sarayına verdiğimizde karşımızda önü yemyeşil çimenlik olan başkanlık misafirhanesi bulunuyordu. Bu bahçede törenler, ayrıca kriket maçları yapılıyormuş. Aynı zamanda burada dünyanın en uzun bayrak direğini gördük.  Sonrasında gittiğimiz Başkanlık Sarayı’nda ülkenin yönetim şekli hakkında bilgi aldık. On üç emirin (toprak sahiplerinin) ülkeyi beş yılda bir sırayla monarşik düzende idare ettiklerini, ancak aslında parlamentolarının olduğunu ve emirlerin sadece sembolik olarak imza yetkileri olduğunu öğrendik. Ülkenin zenginliğiyle paralel olarak sarayın kapısındaki atlı ve silahlı muhafızlar şık ve görkemliydiler.

Gece bile güvenli

Dönüş yolunda şehrin sembolü haline gelmiş, dünyanın en uzun ikiz kuleleri olan Petronas Kuleleri’nin fotoğraflarını çekmek için mola verdik.

Saat 18.30’da gece turu için yeniden hazırlandık. Gece ışıklandırılan ve daha kalabalık olan tapınaklar çok enteresandı. Avrupa’nın ve Amerika’nın bazı kentlerinde gece yürürken tedirgin olmama rağmen burada çok huzurlu ve rahat dolaştık. Rehberimiz buranın güvenli bir şehir olduğunu, gecenin her saatinde sokaklarda rahatlıkla dolaşılabileceğini söyledi. Gece turumuzun sonunda yemek için otelimize yürüme mesafesinde olan ikiz kulelerin yemek bölümünü tercih ettik. İstanbul’daki AVM’lerden çok daha büyük ve şık olan alışveriş merkezinden geçip yemek bölümüne geldik. Birçok ülkenin mutfaklarının örneklerini bulacağımız lokantaların yanında fast-food yerleri de mevcuttu. Çok kalabalık ve hareketli idi. Yemek sonrası burayı dolaşıp otele döndük

Ertesi sabah turumuza teneke fabrikasını ziyaret ederek başladık. Önce fabrikanın imalat bölümünde tenekenin nasıl işlendiğini gördük. Dört bin beş yüz kişilik çalışan bir ordu ile karşılaştık. Aklınıza gelebilecek her türlü objeyi yapmışlar. Bir şey almadan çıkmak neredeyse imkânsız. Ufak da olsa bir biblo, bir anahtarlık ya da hatıra sayılabilecek bir şeyler mutlaka alıyorsunuz. Bu arada vazo ya da yemek takımı gibi daha büyük parçalar da söz konusu. Arada bazı şeyler ikram etmeyi de ihmal etmiyorlar tabi ki; örneğin bardakların özelliğini yansıtan buz gibi içecekler gibi… Burada yaklaşık bir saat geçirdikten sonra yola devam ettik. Yol üzerinde rehberimiz kauçuk ağacı görünce aracı durdurup bizleri de indirip Malezya’nın en önemli ihraç ürünü olan kauçuğun nasıl elde edilip işlendiğini anlattı.

Zenginliğin göstergesi

Sonrasında Hintlilerin hacı olduğu ‘Batu Mağaraları’na gittik. Burada yüksekliği 100 metreyi bulan, tam 272 basamaktan oluşan bir merdivenle karşılaştık. Basamakların bittiği yerde mağara girişi başlıyor. Hintliler buraya akın akın geliyor ve burayı ziyaret edenler hacı kabul ediliyor. Küçük çocukların saçlarını sıfıra vurup, kafalarını kanarya sarısına boyamış olmaları dikkatimizi çekti. Etrafta hediyelik eşya satan birkaç dükkan ve en önemlisi cirit atan maymunlar gördük. İnsanlar yemişlerle maymunları besliyorlar. Mağaranın en tepesinde ise kuzey, doğu ve batı yönlerinde tapınaklar bulunuyor.

Ülkenin her tarafında açıkta satılan tropik meyveler burada da satılıyor. Özellikle kavun büyüklüğünde hindistan cevizleri bir kütük üzerinde pala ile kesilip içine suyunu içmek için kamış konup servis ediliyor. Yine burada bir lokantanın önünden geçerken insanların muz yaprağı üzerinde pirinç pilavını elle yediklerini gördük. Diğer dikkatimi çeken bir husus ise yemek yerken insanlar genellikle bağdaş kurarak oturmaları oldu.

Turumuzun devamında yol üzerinde eski ve yeni Malezya’yı yansıtan sokaklardan geçtik. Zengin mahallelerden geçerken birkaç evin resmini çektik. Zengin mahallelerindeki evler tek katlı, kazıklar üzerine inşa edilmiş, villa tipi konutlardı. Bu evlerin birkaç girişinin olması zenginlik ifadesiymiş. En önemlisi, kapı bulunmuyor, evler açık. Bu da hırsızlığın pek yaşanmadığının ve zenginliğin bir başka ifadesi.

Turumuza KL Tower ziyareti ile devam ettik. Telekomünikasyon kulesi olan bu yapıya asansör ile çıkılıyor. En tepede yuvarlak, cam bir bölme çıkıyor karşınıza. Buradan Kuala Lumpur’u kuş bakışı seyretmek,  kulaklıkla şehir hakkında bilgi almak mümkün.

 

MUSON YAĞMURLARI

Sonraki durağımız sayısız mağazanın yer aldığı, şehrin en işlek alışveriş merkezi olan Bukit Bintang Caddesi’ydi. Öğlenden sonra buradan ayrılmaya hazırlandığımızda ise ip gibi sağanak şeklinde yağan, aynı filmlerdeki gibi iki metre önünü göremeyecek kadar sıkı bir yağmurla karşılaştık. Çaresiz yağmurun dinmesini beklerken mağazaları turlamaya başladık. Muson yağmurları dedikleri yağış türünün nasıl bir şey olduğunu da görmüş olduk. Fazla sürmeyeceğini, bir saatte sona erebileceği bilgisini aldık. Yağmur başlayınca nem oranı fazlalaşıp sıcaklık derecesi sanki birden birkaç derece daha artı gibi geldi bize. Yarım saat sonra yağmur dinmiş, yerler kurumuştu bile.

Akşam yemeğimizi Sri Melagu adında açık büfe yemek servisi yapan, Malezya folklorunun örneklerini sunan müzikli bir mekânda yedik. Bir otelin balo salonunu andıran yaklaşık beş yüz kişilik mekânın girişi çok şıktı. Çok zengin bir büfe ile karşılaştık; etler, tavuklar, balıklar, makarnalar, pilavlar, aklınıza gelecek her şey vardı. Yemekler genelde fazla acılıydı. Yine de bir şeyler bulduk yiyecek. Ardından tatlı büfesini gezdik; burada da çok çeşit olmasına rağmen kendi damak tadımıza göre fazla bir şey bulamadık diyebilirim. Programa gelince önce orkestra Malay dilinde şarkılar söyledi, Malezya otantik sazlarını tek tek solo çalıp tanıttılar. Daha sonra ise folklor ekibi sahnede yaklaşık bir saatlik şov yaptı.

Çıkışta yürüyerek şehrin gece hayatını tanımaya çalıştık. Hava sıcaklığı 31 derece idi. İnsanlar barların kapılarında bir şeyler içiyor, dans ediyor, eğleniyordu.

Ertesi sabah kahvaltıdan sonra otelin havuzunda dinlenmeyi uygun gördük. Kasım ayında havuza girip güneşlenmek hepimizin hoşuna gitmişti.

Malezya’nın para birimi Ringit. Fiyatlar çok pahalı gelmedi bize; fazla hesap yapmadan harcama yapabildik.

Malezya’yı hepimiz çok sevdik. Neden derseniz, geleneklerini sürdüren ancak aynı zamanda çok modern bir ülke ile karşılaştık. Çok kültürlülük her yerde kendini hissettiriyor. Malaylar, Müslümanlar, Budistler, Hindular herkes kendi inançları doğrultusunda rahatça ve özgürce hareket edip yaşıyorlar. Temiz bir yer. Açıkçası bu saydıklarımla karşılaşamayacağımız ön yargısı ile gelip bunları görünce Malezya’yı ve Kuala Lumpur’u çok sevdik. Uzakdoğu’ya gideceklere burayı son durak yapmalarını tavsiye ediyorum.

Tabi buranın turistik adası Langkawi’yi ziyaret edecek zamanı bulmaya da dikkat edin. Biz göremedik ancak adanın adeta cennetten bir parça olduğu olduğunu duyduk.

Paylaş
Önceki İçerikGEZMEK GEZMEK GEZMEK
Sonraki İçerikCRUİSE İLE ADRİYATİK KIYILARI
1957’de İstanbul’da doğdu. İlkokul yıllarında önce çevreyi tanıyarak gezgin olma yolunda adımlar atarken, ortaokul yıllarında ilk ciddi yurt dışı gezisini gerçekleştirmesiyle seyahat onda bir tutkuya dönüştü. Askerlik sonrası profesyonel hayatına başladığı tekstil sektörü ile beraber yurtdışı gezileri de artmaya başladı. Çıktığı bu gezileri ölümsüzleştirmek adına eline aldığı makinesiyle amatörce çektiği fotoğraflarla birçok sergiye katıldı ve ödüller kazandı. 2000’li yılların başında arkadaşlarının ve yakın çevresinin de teşviki ile Turizm Sektöründe uzun yıllar acentecilik yaptı. Bu yıllarda Türkiye Gezginler Kulübü ile tanıştı ve Genel Sekreterlik görevinde bulundu. Emekli olduktan sonra farklı kurumlarda İdari Yönetici olarak görev aldı. 30 yılı aşkın zamandır “Sinagog İlahileri Korosu Şefliği” yapmakta ve korosuyla birçok kez yurtiçi ve yurtdışı konserlerine ayrıca bazı televizyon ve radyo programlarına katılmaktadır. 2005’ den bu yana gazete ve dergilerde “Gezi ve Yemek Kültürü Yazıları” yayımlanmaya devam etmektedir. 2019 yılı itibarı ile 33 ülke 105 şehir gezip görmüş, fotoğraflamıştır. Evli ve iki kız babası aynı zamanda bir erkek torun sahibidir. Seyahatlerini eşiyle birlikte yapmaktan keyif almakta.

2 YORUM

  1. Malezya deyince Aklıma Havaalanında Boynumuza koyulan Çiçek kolyeler gelir.
    (SELAMET DATANG KE KUALALUMPUR) Kualalumpur ‘a HOŞ Geldiniz demekmiş….
    Metalden Yapılmış İkiz Kulelerin 276. Metrede ki Şehir manzarası muhteşemdi. Palmiye Ağaçları ile dolu bir şehir.
    Teşekkürler Yako Yine canlandı anılar.
    Geze ve sevgiyle kal, yazmaya devam

  2. Kuala Lumpur denince aklıma Kırgızistan Başkanının özel uçağıyla gidişim ve orada havaalanında uçağımızın kanadı na bir otobüsün çarpması sonucu 5 günlük seyahatimizin 23 gün sürmesi geliyor. Ayrıca bu seyahatimin 23 gün sürmesini Belkıs a Uçağımıza Otobüs Çarptı onun için 23 gündür burdayım açıklamasını yapmak ve onu inandırmak hayli eğlenceliydi. Neyseki bu inanılmaz kaza gazetelere çıkmıştıki (Malezya da ) gazeteyi getirip göstermiştim. Orayı bende çok beğenmiştim o zamanlar günde 50-60 adet arası sigara içen ben aşırı nemden en fazla günde 7 tane içebilmiştim.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here