Ana Sayfa Amerika Amerika’nın sayfiye şehri : Miami

Amerika’nın sayfiye şehri : Miami

613
6
Paylaş

Amerika’nın sayfiye şehri : Miami

Filmlerde gördüğümüz, sahilde koşan-spor yapan gençlerin görüntüleriyle dolu, uçsuz bucaksız mavi denizin bembeyaz kumlarla buluştuğu, sakin ve kaliteli bir hayatın yaşandığı bir şehir Miami..

Bazı şehirlere planlı programlı gidersiniz; merak eder görmeyi çok istersiniz. Ancak bazı şehirler vardır ki oraya gitmeniz istem dışı yapılan bir seyahattir; örneğin fuar, iş seyahati yahut bir konser daveti gibi yapılan yolculuklardır. Programınızda değildir ama birden kendinizi o şehirde bulursunuz. Ya da bazı şehirler istediğiniz hedefe ulaşmak için basamak yapıp uğradığınız şehirlerdir. Miami seyahatimiz de işte böyle basamak yapıp gittiğimiz bir şehirdi. Karayip adalarına cruise ile yapmayı planladığımız tur için Miami’ye gitmemiz şarttı çünkü gemi bu şehirden kalkıyordu. Biz de bu durumu fırsat bilip, geminin hareket gününden 1-2 gün evvelden Miami’ye giderek bu şehri de ziyaret listemize katmaya karar verdik.

Her zaman olduğu gibi nereleri gezebilirim, burayı kendi gözlerimle nasıl keşfedebilirim diye düşünürken Miami’de yaşayan bir arkadaşıma danışmaya karar verdim. Gidişimden önce kendisine Miami’yi nasıl en kolay ve en rahat gezebileceğimi, nereleri görmem gerektiğini soran bir mail attığımda bütün bu bilgilere ihtiyacımın olmadığını, gelip beni otelden alıp gezdirebileceğini söylediğinde çok sevindim. Ama sizin böyle bir arkadaşınız yoksa tavsiye edeceğim, hop on-hop off diye bilinen, baştan başa Miami’nin turistik yerlerini gezdiren, çift katlı turist otobüsü ile bir tur almanız; sonrasında da sahilden kalkan botlara binip Miami’yi bu kez de denizden izlemeniz olacaktır.

Tur sonrası dikkatinizi çeken veya geçerken beğendiğiniz yerlere daha sonra kendi imkânlarınızla tekrar gidip, buralarda bir şeyler yiyip içip, çevreyi gözlemlemeniz bence Miami’yi tanıyıp gezmek için ideal olacaktır.

Otelimiz Day’s Thunderbird Resort, Miami’nin en uzun caddelerinden biri olan Collins Avenue üzerindeydi. Otel, gerek Miami Down Town’a gerek trafiğe kapalı alışveriş bölgesine, gerekse Aventura Mall’a yakın oluşu ile de çok merkezi sayılacak bir yerde. Ayrıca otelin önünde boydan boya denize girilebilecek bir sahili de bulunuyor.

Odalara yerleştikten sonra akşam yemeğine kadar olan zamanda otelin çevresini tanıma amaçlı ufak bir tura çıktık. Otelin civarında birçok kategoride başka oteller, neredeyse birkaç kilometre uzunluğundaki bir şeritte alışverişe için mağazalar, marketler, cafeler yer alıyor. Dönüşte akşam yemeği için otelin restoranına rezervasyon yapmaya gittim. Yirmi altı kişi olduğumuzdan bir arada oturmak, birlikte yemek zor olsa da Türk pratik zekası ile onu da halettik.

 

Şabat akşamları, nerede olursak olalım imkânları zorlar, Kiduş yapmaya çalışırız. Miami’deki ilk gecemiz de Şabat’a denk geldi. Fikir ve düşüncelerin, özgürce yaşandığı bir ülkenin güzel bir şehrinde İstanbul’dan yanımızda getirdiğimiz kaşar şarap ile harika bir Kiduş söyleyip yemeğimize başladık. Yol yorgunu olduğumuzdan, yemek sonrası da bir program yapmadan, yemeği alabildiğine uzatıp çok geç olmadan odalarımıza çekildik.

FİLMLERDEKİ SAHİLLER

Miami’deki ilk sabahımıza, Amerikalılar gibi bagel yiyip kahve içerek başladık. Kahvaltı sonrası dedesi Türkiye’den Arjantin’e göç eden, kendisi de evlendikten sonra Miami’ye yerleşen sevgili dostum Diego Benbasat, 1966 model üstü açık bir kaplumbağa Volkswagen ile bizi almaya geldi. Miami şehir turumuza cruise’ların kalktığı liman semti Fort Laudardale sahilleri ile bu bölgenin şehir merkezine giderek başladık. Collins Avenue’yü baştan başa geçip Fort Laudardele sahillerini vardığımızda yavaş yavaş Miami’de olduğumuzun sinyallerini almaya başladım. Miami’de geçen birçok dizi ya da filmde bu sahillerde koşan, spor ve yürüyüş yapan insan manzaraları görürüz. Bu tablo şimdi canlı olarak yol boyunca yanımızda duruyordu.

Deniz ve sahili gören bir cafe olan Casablanca Cafe’de mola verdik. Bar-mitsva kursu için çocuklarını sinagoga götüren, dostumun eşi Gaby’yi de almak için Avanture semtinde bulunan Netive Ezra Sinagoguna gittik. Şanslı idik; o sabah sinagogda yapılan bir bar-mitsva’nın yemek daveti ile her Şabat dua sonrası verilen rutin seuda’ya denk gelmiştik. Bu vesile ile sinagogu gezme, görme ve bilgi alma fırsatımız doğdu. Sefarad Ortodoks bir Sinagog’du. Şabat Kiduş’u tınıları hiç de kulağıma yabancı gelmemişti.

Sinagogun ardından küçük bir Miami turuna yöneldik. North Miami, Miami Beach, Sought Beach, Washington Av, Little Haiti, Little Havana gibi Miami’nin seçkin semtlerini üstü açık arabamızla geçerken antika arabalara meraklı Amerikalılar geçtiğimiz yerlerde bizlere el sallayıp korna çalarak selamladılar. Diego bizi sokakları ve duvarları açık hava galerisini andıran Wynwodd bölgesi ile burada bulunan Wynwodd Sanat Merkezine götürdü. Harika boyanmış duvarlar, müthiş süslenmiş avlular, resim ve heykellerin her birinin ayrı köşeyi hareketlendirdiği pasajları gezdik.

Saat 2 gibi bu semte bulunan Casa Pansa adındaki bir İtalyan restoranında girdik. Öğlen yemeğimiz için menüdeki farklı şeyleri ortaya sipariş verip hepsinden tadımlık aldık. Yemek sonrası tatlı ve kahvelerimizi içmek için trafiğe kapalı alan olan Lincon Road’a yürüdük. Birçok tanınmış markaların dizildiği mağazaların, cafe ve restoranların yan yana yer aldığı, hareketli ve çok neşeli bir cadde. Espressodan daha sert bir kahve olan Küba kahvesini bu cadde üzerindeki bir cafe’de ısmarlayıp tattık.

SAKİN ŞEHİR, KALİTELİ YAŞAM

Market, pazar, cafe ve restoranların bulunduğu, trafiğe kapalı bu yerler, insanları incelemek, yaşam ve kültürleri hakkında bilgi edinmek için bence çok uygun yerlerdir. Gözlemlediğim kadarı ile burası New York gibi çok kozmopolit değil. Amerika’nın birçok şehrinde olduğu gibi elbette ki burada da çok farklı ülke ve kültürden insanlar olsa da şehir daha sakin, insanlar daha bakımlı ve kaliteli, yaşam daha huzurlu. Başlıkta da belirtiğim gibi iklimi kuzey ülke ve şehirlerde yaşayanlar için sayfiye yeri gibi. Kışı soğuk geçiren birçok Kanadalı, New Yorklu ve diğer kuzey şehirlerinin zenginleri burayı kış aylarında kendilerine mekân tutmuşlar. Birçok zenginin yaşadığı Star Island ve Fisher Island gibi semtler iki katlı villalar, deniz kenarındaki yalılarla dolu. Hemen hemen hepsinin önünde çok şık ve pahalı tekneler park etmiş durumda. Evlerin dış girişleri yemyeşil ağaçlar, palmiyeler, sarmaşık çitlerle duvar örmüş gibiler. Buradaki sokaklar ufak birkaç köprü ile ana caddelere bağlanıyorlar. Zenginliğin tavan yaptığı bu bölgeden bu kez Las Olas yani ‘Dalgalar’ denilen yerden geçerek Ocean Drive denilen sahile geldik. Hayalimdeki Miami ile bir kez daha burada karşılaştım. Bir tarafta uçsuz bucaksız bembeyaz kumları ile sahil, hemen yanı başında üzerinde paten kayan, kaykay yapan gençler… Kimisi üstü çıplak koşu yapan, kimileri müziğin ritmine kendilerini kaptırıp olduğu yerde dans eden insanlar. Yolun karşısında da otel, cafe ve restoranlar… Hepsi dolu, hepsinde ayrı bir müzik sesi, hepsinde farklı bir görüntü. Bir ses ve renk cümbüşü hakim etrafa. Versace’nin butik otel ve restoranı önünde fotoğraf çektirdik. Fiyatları görünce sadece kapısında fotoğraf çektirmenin daha uygun olacağını düşündük. Ocean Drive caddesini o kadar beğendik ki akşam yemeği için arkadaşlara burayı önermeye karar verdik. Otelden kiraladığımız bir otobüs ile 26 kişi, saat’8 de akşam yemeği yemek için tekrar Ocean Drive’a geldik. Çok keyifli, neşeli biraz da maceralı bir akşam yemeği sonrası yoğun ve yorucu geçen bir günü sonlandırmanın rahatlığı ile gece yarısına doğru otelimize geri döndük.

        

Sabah erken uyandık; o gün gemiye binecektik. Oteli terk edeceğimiz öğle saatlerine kadar vaktimizi değerlendirmek için ayaküstü kahvaltı edip otelin karşısında bulunan bulvarı baştan başa geçip birkaç market, eczane, hediyelik eşya dükkânı dolaştık. Şansımıza marketlerin birinde kaşer bölüm bulunca sosis vs. gibi İstanbul’da pek bulamadığımız malzemelerden uygun fiyata alıp fırsatını yakaladık. İki gece – iki gün gibi kısa bir zaman zarfında yeni bir şehri tanımanın keyfi ile bizleri Karayiplere götürecek gemimize doğru yol aldık.

Bir Tutkudur Seyahat…

Paylaş
Önceki İçerikBİZ HEYBELİ’DE MEHTABA ÇIKARDIK
Sonraki İçerikBABALAR 10 KAPLAN GÜCÜNDEDİR !!!  :)  
1957’de İstanbul’da doğdu. İlkokul yıllarında önce çevreyi tanıyarak gezgin olma yolunda adımlar atarken, ortaokul yıllarında ilk ciddi yurt dışı gezisini gerçekleştirmesiyle seyahat onda bir tutkuya dönüştü. Askerlik sonrası profesyonel hayatına başladığı tekstil sektörü ile beraber yurtdışı gezileri de artmaya başladı. Çıktığı bu gezileri ölümsüzleştirmek adına eline aldığı makinesiyle amatörce çektiği fotoğraflarla birçok sergiye katıldı ve ödüller kazandı. 2000’li yılların başında arkadaşlarının ve yakın çevresinin de teşviki ile Turizm Sektöründe uzun yıllar acentecilik yaptı. Bu yıllarda Türkiye Gezginler Kulübü ile tanıştı ve Genel Sekreterlik görevinde bulundu. Emekli olduktan sonra farklı kurumlarda İdari Yönetici olarak görev aldı. 30 yılı aşkın zamandır “Sinagog İlahileri Korosu Şefliği” yapmakta ve korosuyla birçok kez yurtiçi ve yurtdışı konserlerine ayrıca bazı televizyon ve radyo programlarına katılmaktadır. 2005’ den bu yana gazete ve dergilerde “Gezi ve Yemek Kültürü Yazıları” yayımlanmaya devam etmektedir. 2019 yılı itibarı ile 33 ülke 105 şehir gezip görmüş, fotoğraflamıştır. Evli ve iki kız babası aynı zamanda bir erkek torun sahibidir. Seyahatlerini eşiyle birlikte yapmaktan keyif almakta.

6 YORUM

  1. Miami gerçekten Görülmeye değer ve yaşanılası bir şehir. Sakin Huzurlu sanayi gürültüsü yok.
    Her zaman yazlık bir yerdesin sanki…
    Teşekkürler Taragano çok güzel kaleme aldın, Yazmaya devam…….

  2. Sevgili Yako,
    Yine çok güzel ve çok yalın anlatmışsın.
    Miami gerçekten ziyaret edenlerin tekrar tekrar gitmek isteyecekleri bir yer her sefer eğlenceli güzel üstelik te havası her zaman iyi..

  3. sevgili arkadaşım
    çok istememe ve çokta zevk aldığım halde yazılarını bir süredir okuyamıyorum
    bu gün bir bakmak istedim ve Miami yazından başladım
    zira orya 2 kere gitmiştim ve bu güzel şehir seni yazınla bir başka güzelleşti
    gerçekten senin yazdıklarını okumak bir zevk.
    Teşekkürler Cako

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here