Ana Sayfa Genel HEYBELİADA ANILARI

HEYBELİADA ANILARI

1672
22
Paylaş

                       PARA MUNCHOS ANYOS

Yaz geçti.  Sonbahar nam-ı diğer hazan-hüzün mevsimi.
Nostalji yapmayı çok seviyorum, bu aralar tüm yanımızda olmayanlar rahmet istiyorlar sanırım. Anmadan geçemediklerime gelsin bu yazım.
Yazmak istediğim yine bir yaz öyküsü, anısı, hatırası, içimde kalan acısı :).

Yer           : Heybeli Ada.
Zaman     : Henüz konuşmayı bile bilmediğim, yeni doğup adaya gittiğim zaman(1964 sonrasından bahsediyorum :))
Mekan     : Bizim ev (Heybeli Ada Kilisesinin papazı Mösyö Taki ve eşi Madam Kiki’nin kiracılarıyız)

Yazları gittiğimiz, en çok sevdiğim yer. Heybeli Ada.
Evimiz bir malikane. Malikanenin ikinci katında odalar var . Bu odalar kiraya veriliyor uygun fiyata . Her aileye bir oda. Rum, Musevi, kim varsa kardeşçene ve koloni halde yaşıyoruz.
Arka bahçeye bakan kocaman bir oda tutmuşuz. Sıcak havada çok sıcak olan evimizde (yani kocaman odada 🙂 yağmur yağınca şemsiyeyle geziyoruz (yazımda abartılar olabilir, çocuk gözümle yaşadıklarıma verin lütfen :)). Orada leğen, burada leğen. Olsun mutluyuz hepimiz.  Doğma büyüme Heybelili babam , adada herkesi tanıyor. Madam Kiki’ nin babası Mösyö Mikeli çok yaşlı, ama çook. Adı evet ama kendisi yok hafızamda. Annesi  Madam Perdika ise o kadar net ki gözümde. Önce kocası ölüyor, ertesi sene ve bir bütün yaz kadıncağız hastalığı kötü derecede yaşıyor . Annem, Madam Kiki ve odalardan birinin sakini bir komşumuz Madam Donna (Rum komşumuz abimi ”sinyor del mundo”, beni de le vivi le vivyan le vivyet diye çağırıyor 🙂 )el birliğiyle Madam Perdika’nın son günlerini iyi yaşaması için uğraşıyorlar. Ve kadın ölmeden önce çocuklarına vasiyet ediyor ki ; Alegra (annem, yani biz ) ‘yı yazlıksız bırakmayın. Gerekirse evi daha ucuz verin, ama buraya yazlığa hep gelsinler.
Aslında bu anlattığım süreç beş altı satırla sınırlandırılacak kadar kısa değil elbette ki.
Beraber denizden midye toplayıp hep beraber yemeler; az olsun bizim olsun tokluğuyla bir ”kanton” (sandwich) ile Asaf’ta gün geçirmeler, artık komşu mu kardeş mi belli olmayan kişilerle zor zamanları birlikte  atlatmalar, pazar akşamları Mösyö Taki’nin malikanenin en güzel odasında, duvara boydan boya gerdiği perdede banttan Şarlo film gösterimleri , güzel paylaşımlar ; demem o ki çok ama çok güzel günler geçirdik. Tabii ki bu arada komşu olduğumuz bu ailelerin çocuklarıyla da hemen hemen kardeş olduk. Ev sahibimizin iki kızı var. Dina ve Meri. Meri ile yaşıtım. Dina bizden biraz büyükçe. Nazlı kızlar ama Meri’yle oynuyorum, Ten Ten dergileri alıyorlar, okuyorum. Her yaz yeni bi defter alıyorum, Meri’den Rumca öğrenicem, kelimeleri, cümleleri yazıcam diye. Her sene bu defter dolamadan yarım kalıyor. Pazarları kiliseye gidiyorlar. Meri’nin saçları sapsarı, upuzun, çok güzel bir kız. Hayran hayran izliyorum, çok şık giyiniyor. E tabi pazar günleri kilisedeki ayini yöneten babası. Aile olarak üstlerine düşen en iyi şekilde giyinip ön sıralarda yer almak. Çok küçüküz. Günlerden bir gün ”sen de gelsene kiliseye pazar günü” dedi. Ne var ki orda ? dedim, çok güzel kurutulmuş bir ekmek veriyolar dedi. Oluur dedim. Pazar sabah kalkıp giyindim, evdekilerden izin aldım mı almadım mı hiç hatırlamıyorum. Hafızamda dipdiri olanları sadece anlatıyorum şu an.
Kilise kalabalık , ben Meri’nin yanından ayrılmıyorum, bir tütsü kokusu.
Nihayet kurutulmuş ekmek geldi, bir lokmada yuttum. Kiliseden çıkmadan önce bakıyorum herkes sırada, bir tabloyu öpüyorlar. Meryem Ana sanırım. Meri ”sen de öpsene” dedi. Olur dedim, ne olacak ki, resim işte.
Neyse ayin bitti herkes kendi evine.
Abime anlatıyorum, tütsü kokusunu, ekmeği ve öptüğüm resmi.
Tepkisiz ve sakince, bana ”sen Rum oldun” dedi. O ve Meri’nin ablası Dina.

Kendimi öldürebilirdim. Ben Rum olmak istemiyorum, yerlerde ağlıyorum. Tepiniyorum. Yalvarıyorum. Filmi ve günü geri sarmak istiyorum . Nafile 🙁  ben Rum olmuşum.
Çok uzun zaman bu Rum olma hikayesi , en saklanması gereken, en bağırmak istediğim, en reddettiğim belki de sessizliğimle içten içe suçlulukla kabul ettiğim, kendi dinimi bilmeden saflıkla arka plana ittiğim bir vicdan azabı oldu.
Senelerce bu konu kendimce kabullenilmiş suçluluğa döndü içimde.

Filmin ikinci yarısında ne mi oldu ?
Büyüdüm , abimden gülünesi ve ferahlanası itiraflar işittim. 🙂

Dina ile birbirlerine göz kırpıp bana ağız birliğiyle şaka yapmışlar.

Anne ve babama bu kapkara ve hayatımı kabusa çeviren gerçeği o kadar anlatmamışım ki, belki de onların bana söyleyeceği en ufak teselli edici sözleri kaçırmışım. Anne ve babama sorgusuz sualsiz inanan ben, belki de en içimi acıtan şeyi , onları da acıtmasın diye anlatmamış, çözüm istememişim.
Bugün ,
Bildiğim ve inandığım bir şey var ki ; din insanın vicdanıdır. Adı yoktur, Her din aynı sonucu getirir. Dindar olmak değil, iyi ve vicdanlı olmaktır amaç.

Anlattığım hikayedeki ( ki gerçek bir öykü bu ) kahramanlar ne yapar ?
Gülmeli mi ağlamalı mı karar veremediğim acaba’ların listesi bende kocaman.
Meri Yunanistan’da annesiyle yaşıyor. Facebook sayesinde tekrar görüşüyoruz. Bazen bizim malikanenin resimlerini koyuyor face’e <3,  Ablası Dina 40 yaşında vefat etmiş . Çok üzüldüm , artık çocukluğuma tekrar dönemeyeceğim suratıma bir tokat gibi çarptı bu gerçekle.
Heybeliyi her ziyaretimde hala kiliseye girerim (son gittiğimde beni sokmak istemediler -kapalıymış. ben de onlara kim olduğumu etkili bir dille anlattım. Buranın papazı Mösyö Takinin kiracısı 🙂 )
Belkide büyüme dönemimde sinagoga devamlı gitme isteğim bir özür mahiyetinde miydi ?
İçimdeki inanç böyle mi kamçılandı acaba ?
E hadi küçüklük aklımla bu senaryoya inandım da , şimdilerde gezdiğim dolaştığım her yerde girdiğim kiliselerde Meryem ana tablosuna niçin hep takılı kalıyorum ?
Neden acaba ? ??!!!
Anmadan ve belirtmeden geçemeyeceğim. Ada’dan anakaraya iniş zamanları genelde Rosh A Shana yani yeni yıl bayramına denk gelir.  Mösyö Taki bizi “para munchos anyos” (çok senelere) diyerek uğurlardı. Nurlarda uyusunlar.

Sabrınız için teşekkürler,
Ne ? Ben bütün bunları tek başıma düşünemem. Çözüm getiremem.
Boşuna mı arkadaşız ? Siz de payınıza düşeni yapın o zaman. Hiç bir şey yapamıyorsanız (ki yapılacak bişi yok 🙂 )
okuyun, canınız sıkılmasın.
Bazen yazmak ve paylaşmak iyi geliyor insana 🙂
Sevgimle

Paylaş
Önceki İçerikUzaklardaki yakınlar. Bursa’nın şirin ilçesi NİLÜFER
Sonraki İçerikVİZE KONUSU
1964 İstanbul doğumludur. BÖML mezunu, evli ve iki çocuk sahibidir. Okumak, yazmak, scrabble oynamak, organizasyonlarda rol almak, seyahat etmek ve güzel sanatlar hobileri arasındadır. Kendine misyon edindiği gönüllülük esasınca, derneklerde ve kurumlarda yardımcı olmaya çalışmaktadır. Hafızasında kalanları kendi duygularının gözünden yazıya aktarıp onları yakınlarıyla paylaşmaktan zevk almaktadır. Bu yazıları bir gün kitap haline getirebilmek olası bir hayaldir Vivet için 🙏😉.

22 YORUM

  1. Sevgili Vivet,
    Senin gibi hepimizin, Heybeli anıları saymakla bitmez. Çocukluk anılarım canlandı birden. Heybeli deyince çam ağaçlarını ve denizin sesini duyar gibi oluyorum…Birde Hafızamda Bisiklet canlanıyor… Hatta çok ilginç Yazıdaki Resimde bulunan Balkonda ,Kardeşlerim le beraber bir resmim var.. Hey Gidi günler Hey……Eline Kalemine yüreğine sağlık..

  2. Ne kadar içten bir dille anlatmıssin. abin de az değil mis hani😂😂 sen halen o çocuk temizliğine sahipsin güzel arkadaşım.Kaybettiklerin ışıklarla uyusunlar🙏🙏😍sen sakin yazmayı kesme👍

  3. Ne güzel anılar Vivetçim..çok güzel dile getirmişsin hayatta en güzel şey arkada iyi bir isim bırakabilnek..tıpkı Rum komşularını andığın gibi..hangi din hiç önemli değil..mekanları cennet olsun seninde kalemine sağlık canım

  4. Vivetcim herzamanki gibi bizi eskilere aldın götürdün geçmişi düşündüğümüzde hepimizin adalarda çok güzel anıları var ne mutluki bize bunları yaşamışız Ermeni’yi Rum’u yahudisi müslümanı ne güzel hepbirlikte renkli çiçekler gibi açardık güzel günlerdi hepimiz için bunları bize hatırlattığın için yüreğine ve kalemine sağlık 👏👏

  5. Çocukların masumiyeti o kadar temizdir ki,o an büyük yanlış gibi görünen şeylerin bile seneler sonra hatırlandığında,yüzünde kocaman bir gülümsemeyle anmak,dostlarla paylaşıldığında da benzer gülümsemelerin etrafında uçuştuğunu görmenin hazzını kalbinin derinliklerinde hissetmek…İşte anılar dediğimiz şey,geçmişin hayat fotoğraflarını günümüze taşıyıp,kendimizi bugünkü gözümüzle izleyebilmek şeklinde hayat bulan duygusal ve ruhsal fırtına değil midir? Acaba sen de,sırasıyla bu kademelerden geçiyor olabilir misin?…:)

  6. Bazen yazilari yazan annem mi yoksa cemal sureyya tayfasindan biri mi karistiriyorum 😍
    Ekine saglik vivetcim, sayende tarihin en kiymetli satirlarini ojuyarak iclerinsen geciyoruz 🙏🏼

  7. Gulunesi, aglanasi, sevinesi ve her daim keyifle okunasi minik pasajlarin basrol kahramani cankisim, o “minik”ler cogaldilar, ansiklopedi olacak kadar bekleme emi, ihtiyarliyoruz, okumak icin kalin kitaplari tasiyamayiz🤗 yuregine saglik🥰
    Iyi ki … ❤️

  8. Yazınızı sabah 6.30 da okudum sabirla ve gozlerim doldu ve bende cocuklugumun gectigi buyukada daki gunlerimi animsadim dudaklarimda gulumseme gozlerimden suzulen yaslarla o gunlere döndüm..sonsuz tesekkurler yureginize saglik…..

  9. Eline kalemine yüreğine sağlık Vivetçiğim bugüne kadar kaleme aldığın her yazı gibi bu yazı da mükemmel olmuş …diyorum sana sende yazar ruhu var kesinlikle kitap yazmalısın.Senin çocukluğundan kalma anılar varsa o evde benim de gençlik anılarım var 15 günlük tatilimi sizde geçirirdim her yaz …hele denizden topladığımız midyelerle rahmetli anneciğinin yaptığı midyeli pilavın tadı hala ağzımda o günler tekrar canlandı gözümde .. durmak yok canım benim son hızla yazılara devam bu kısa kısa yazılarla tatmin olmuyoruz kitaplarını alıp okumak dileğimiz …sevgiyle mutlulukla kal canım …

  10. Vivet’cim , yazını büyük bir keyif ve yüzümde kocaman bir tebessümle okudum. 🥰
    Küçük bir çocuğun masumiyetiyle , tasvirleriyle nasıl güzel anlatmışsın 😊;
    Hepimizi bir anlık, adalarda ki çocukluğumuza götürdün😍.
    Kalemine emeğine sağlık. Sen hep yaz olur mu. 🤗

  11. Vivetcim eline ve yüreğine sağlık yazına bayıldım ve okurken benimde büyükada olsun doğduğum ve büyüdüğüm Kurtuluş ta ki anılarım canlandı.Kurtulus ta bizimde komsularimiz ev sahibimiz rum du.Annem onları dinlemekten nerdeyse rumcayı ogrenmisti. Bence din, insanin yüreğinde vicdaninda aklında ne hissedersen onu yaşarsın. Kurallar bence sadece insanları korkutmak için. Aslında yaradanın dünyasında hepimiz aynıyiz ve misafiriz, o ise BIR ve TEK…. harikasın arkadaşım iyi ki ❤⚘🧿

  12. Her ne kadar çocukluğum başka bir şehirde geçmiş olsa da benzer olayları yaşamış olmanın güzel duygularıyla ben de güzel anlatimini hayranlıkla ve gözlerim yasararak gülümseyerek okudum. Diğer yorumlarda da söylendiği gibi bence de bu yazıları kitaplastir, çok keyifle okunacagına eminim, sevgilerimle

  13. Vivetçim, sen yazmıyorsun ki.Karşımıza geçmiş anılarını tatlı tatlı anlatıyorsun,biz de yüzümüzde tebessüm büyük bir keyifle seni dinliyoruz.Bu kadar sıcak,bu kadar akıcı,bu kadar hoş mu yazılır!!!
    Eline,kalemine sağlık Sevgiler

  14. Bu kadar tatli mi yazilir tatli arkadasim
    Sanki o gunleri yadeder gibi yasar gibi sen hep yaz Vivetcim eline kalemine saglik cok guzel bir yazi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here