Sevgili dostlar, İngiltere’nin banliyö semtleri hakikaten sizi yemyeşil bir huzur içinde kucaklıyor. Evlerin arasında dolaşırken, yol boyunca elma ağaçları alabildiğine uzanıyor. Soluduğunuz havada tezek kokusunu, yeni biçilmiş çim kokusunu içinize çekebiliyorsunuz. Çocuklar genellikle sırt çantalarını omuzlamış, okullarına yürüyerek veya bisiklet, scooterleri ile kolaylıkla ulaşıyorlar. Yaşlı, genç doğanın içinde yüzleri gülüyor, birbirlerini selamlıyorlar. Kasabalar arası otomobilinizle yol aldığınızda, sağlı sollu ağaçlar veya çayırlar arasından yol alıyorsunuz.
Bristol kentine yakın doğa koruma alanı içinde olan, güvenle gezebileceğiniz alanlar da var. Girişi bazen ücretli veya park alanı ücretli olan bu alanlarda yönlendirme tabelaları sizin orman içinde rahatlıkla dolaşmanızı sağlıyor. Üstelik zor veya kolay kendi temponuza göre yürüme parkurunuzu seçebiliyorsunuz. Okullar haftanın belirli günlerinde bu alanlara çocukları getirerek, ağaçlara dokunmalarını, tabiatın içinde olmayı öğretiyor.
Bu orman alanlarını korumak hükümet politikası. Bu alanlar ya orada yaşamış aileler tarafından hükümete hibe ediliyor ya da hükümet bu alanları satın alıyor. Bunun amacı da o bölgede kurulan oturma alanlarının genişlememesi ve doğanın korunması. Bu yüzden de çevrelerinde çok iyi durumda 200 veya 400 yıllık, içinde halen ailelerin yaşadığı evlere rastlıyorsunuz.
Kızımla beraber gezdiğimiz Leigh Woods doğa koruma alanında, girişteki yön tabelasında birçok parkur bilgisi veriliyordu. Tırmanma yolu, bisiklet yolu, bir saatlik yürüme alanı, daha kısa süreli kolay parkurlar. Bunlardan bir tanesi de öğrencilere yönelikti. Biz de bu parkuru deneyimledik. Yol boyunca yerleştirilen tabelalarda, ağaçların cinsini, neden kesilmesi gerektiği veya hangilerinin koruma altında olduğu, ormandaki bitkilerin faydaları, içinde yaşayan canlıların nasıl korunması gerektiği anlatılıyordu. Orman kokusunu hissetmeleri, ağaçların dokusunu anlamaları için onlara dokunarak, sarılarak doğanın içinde farkındalık kazanmaları sağlanıyordu. Bu eğitim çocuklara doğadaki her şeyle bağlantılı olduğumuz ve bu dünyanın yalnız bize ait olmadığı, bütün canlıların birbirine bağlı olduğu bilincini yerleştiriyor. Ya da ben yürürken bunu algılıyorum. İklimin orman içinde farklılaştığını, yere düşen yaprakların üstüne bastığımda çıkan sesi, ormanın sahibi canlıların seslerini dinliyorum.
Bir tabelada şöyle yazıyordu. “Buradayken üşüyorsan, üzülme doğa sana yardım eder. Ormanın içindesin, havayı yavaşça içine çek, şimdi içinde tut ve yavaş yavaş ver. Dışarının havası senin nefesinle yavaş yavaş uyum sağlayacak ve artık üşümediğini hissedeceksin.” Diye yazıyor.
Öyle hoşuma gitti ki, bizler tabiatla uyum içindeysek, tabiat her yönü ile bizi koruyor. Barınmamızı sağlıyor, bizi doyuruyor, bizi iyileştiriyor. Yeter ki bunu anlayalım ve uyumlanalım.













































