Ana Sayfa Avrupa LJUBLJANA

LJUBLJANA

5
0
Paylaş

 LJUBLJANA

Bazı uçak şirketlerinin üyelikleri vardır bende. Örneğin THY ve Pegasus gibi. Yeni bir promosyon olduğunda telefonuma önce zil sesi gelir. Ding Dong. Anlarım ki yeni bir haber var. Hemen açarım. İşte bu da böyle oldu. Bir uyarı zili sesi sonrası, birçok şehir e promosyon fiyatlı biletlemeler yapılacağı mesajı geldi. Teklif edilen şehirler içinde Lubliyana da vardı. Bu şehri zaman zaman Youtube üzerinden Vlogerlerin sunumu ile izlemiştim. Küçük ama çok şirin gezilmesi kolay bir şehir gibi geldi bana. Uygun fiyatı görünce hiç tereddüt etmeden perşembe Pazar arası Long weekend diyebileceğimiz bir tatil için bileti ayırdım. Sonra şehir haritasını inceledim, en uygun lokal de bir Airbnb buldum. Onun da Rezervasyonunu yaptım. Sıra programı oluşturmaya gelmişti. You Tube dan Lubliyana şehir gezilerini izleyip notlar almaya başladım. Ziyaret etmeyi planladığım liste uzamaya başlamıştı. Kafamda şöyle bir program oluşturdum. Perşembe akşamı uçacak, gece Stüdyo eve yerleştikten sonra kısa bir gece turu yapıp, cuma günü tam gün işaretlediğim yerleri gezecektim. Cumartesi günü Lubliyana’nın en meşhur gölü Bled de gidip, tüm günümü orda geçirecektim. Pazar günü şehri yerlisi gibi yaşayıp akşam da tekrar İstanbul’a dönecektim. Dersimi çok sıkı çalışmaya başladım. Sabah nereye, öğleden sonra nerelere, akşam için yapılması gereken yerlerin listesini sıralamaya çalışıyordum. Eşimle başlattığımız baş başa gezilerimizin bir yenisini yapmak için İstanbul havalimanına Gayrettepe metrosunda buluşup gittik.

          

Uçağımız tam vaktinde kalkmıştı. Yerel saat ile 19.30 gibi Lubliyana ya indik. Pasaport ve valiz işlemi çabuk bitti. Çıkar çıkmaz Shuttle servisini gördüm. Kişi başı 13.€ verdik. Trubarjeva Cesta 22 adresindeki kalacağımız Stüdyo eve 40 dakika içinde vardık. Valizlerimizi bırakıp, bir şeyler atıştırmak için sokağa çıktık. Sokağımız çok merkezi yerdeydi. Sağa doğru gitsek Dragon köprüsünün olduğu yere, sola gitsek Preseren meydanı ile Üçlü köprüye çıkıyordu. Gece karanlığında bile olsa dersimi iyi çalıştığımdan karşılaştığım meydan ve köprüleri tanıyabiliyordum. Hafif bir şeyler yemek için bakınırken yine notlarımda olan Nobel Burek i gördük. Fast Food şeklinde Pizza atıştırdık. Gezine gezine stüdyomuza gelip yattık.

                                               Preseren meydanı

                                                    

Sabah uyandığımızda, ev sahibimizin bıraktığı kahve kapsülleri ile filtre kahve yapıp çikolatalı bisküvileri yiyip birinci günün programı için kendimizi sokağa attık. Hava tertemiz mis gibiydi. O an çocuklar gibi şendik. Önce Preseren meydanında bulunan Turizm ofisine uğradık. Öğrenmek istediğim birkaç detay vardı. Örneğin, Sinagogu haritada işaretlemesini, ertesi gün gitmeyi planladığımız Bled gölü için otobüs terminaline nasıl gidebileceğimizi, son gün Turistik Tren ile şehri gezmek için nereden bilet alıp binebileceğimiz gibi. Tüm bu bilgileri aldıktan sonra artık gezimize başlayabilirdik.

Bulunduğumuz Prešeren Meydanı Şehrin ana toplanma noktası olduğunu burada bulunduğumuz sürede anlandık.  Pastel pembe renkli Fransisken Kilisesi kapısı çok ilginçti. Ünlü şair France Prešeren’in heykeli buradadır. Heykelin karşısındaki evin penceresine yaptıkları, aşık olduğu ve kavuşamadığı kızın büstü karşılıklı bakışırlar. Şair Slovenya milli marşının da yazarıdır. Meydanın tam ortasında yaklaşık 5mt çapında bir çember içine havadan suni yağmur yağdırıp çocuklar kadar büyük yaştaki turistlerin de içine girip ıslanmak, bir eğlence sebebi oluyor. Nerdeyse saat 11 olmuştu. Kahvaltı saati geçmek üzere öğlen yemek zamanı yaklaşmaktaydı. Listemde notunu aldığım nehrin kenarındaki EK Bristo (Petkovškovo nabrežje 65,) te oturup Kahvaltıdaki favorim Somonlu Hollandez soslu Egg Benedict, portokal suyu ve kahveden oluşan keyifli şahane bir kahvaltı yaptık.                      

 

Kahvaltı sonrası gezinirken, kendimizi yemek festivali içinde bulduk. Dünya mutfaklarının spesyalleri olan örneğin İtalyanların Spagettisi, Meksikalıların tacosu, Arjantin Steak, Çinin ekşili acılı çorbalarının servis edildiği ve daha şu an aklıma gelmeyen bir çok dünya mutfığı lezzetleri ziyaretçilerin beğenisine sunuluyordu. Sevgili Dianacım da yemeğe ve mutfağa meraklı olduğundan bu pazarı büyük bir keyif ile geziyor fotoğraflıyorduk.

Pazar gezintisi sonrası Lubliyana kalesine çıkmaya karar verdik. Zaten programımız da öyleydi. Aslında Füniküler ile çıkmaktı niyetimiz, genç bir çocuğun yanlış tarifi ile dik bir yokuşu yürüyerek çıkmak zorunda kaldık. Ancak enfes manzarası yorgunluğumuzu almıştı. Tüm Lubliyana ayaklarımızın altında idi. Biraz tarihçesi hakkında bilgi aldıktan sonra kalenin manzaraya karşı avlusunda kahve içmek istedik, ancak çok kalabalık olduğundan pek oturacak yer yoktu. Bu kez Fnikülerle aşağı indik.

                                                  

Kale dönüşü önce bir kahve molası verdik. Sonra sırası ile aşağıdaki noktalara gidip notlarını aldığım bilgileri sevgili eşime okudum.

Üçlü Köprü (Tromostovje): Prešeren Meydanı’nı eski şehre bağlayan, mimar Jože Plečnik imzaslı şehrin en ikonik mimari simgelerinden biridir. Slovenya’nın Gaudi’si derler. Köprü yetersiz kalınca büyütmeye karar verirler, mimar yanına 2 köprü daha yaparak ilginç bir 3 lü köprü oluşturur.

 

Kasaplar köprüsü diğer adı ile aşıklar köprüsü. Köprüye asılan kilitlerle meşhurdur Bir dönem kasaplar burada otururlar hatta dükkanları da bu semte imiş. Kesilen hayvanların kanlarını da buradan akan Nehir’e akıttıklarından, bir zamanlar nehir kırmızı akarmış.

Ejderha Köprüsü (Zmajski most): Art Nouveau mimarinin başyapıtlarından biri. Köprünün dört köşesindeki meşhur detaylı ejderha heykelleri ile şehrin simgesidir. Ljubljana’daki ejderha; gücü, cesareti ve koruyuculuğu simgeler. Şehrin efsanesine göre, Argonotların lideri Jason (Yason) bir bataklıkta devasa bir ejderhayı yenerek yerleşimi kurmuştur. Bu nedenle başkentin armasında ve ünlü Ejderha Köprüsü’nde dört adet kanatlı ejderha heykeli yer alır.

Şehirin tamamı ağaçlarla kaplı. Her taraf yemyeşil. Hatta şehrin bayrağı yeşil beyaz, Lubliyana takımının forma rengi yeşil beyaz. Şehrin simgesi Ejderha nın köprüdeki rengi Yeşil. Nehire sarkan söğüt ağaçlarının suya vuran gölgesi yüzünden  yüzünden yeşil akıyor.Şehire Avrupa nın en yeşil şehri ünvanını boşuna vermediler.

Saat 6 gibi kaldığımız stüdyoya dönmeden akşam yemeği için bir balık restoranı aradık. Notlarımda Vine & Ribe restoranı vardı. Gittik rezervasyon yapmaya. Ancak açıkta yeri yoktu. Kapalı da da biz oturmak istemedik. O zaman bir başka restorana (Gregorciceva Ulica 1) adresindeki Pizzeria Foculus a rezervasyon yapıp dinlenmek için döndük. Saat 8.30 gibi biraz dinlendikten sonra Pizzacıya gittik. Büyük boy mantarlı pizzamıza güzel bir akdeniz yeşilliklerinden hazırlanmış salata ve buranın markası olan Union birası çok lezzetliydi. Dekoru ile servisi ile pizzaları ile birası ile mekandan çok keyif aldık. İyi ki buraya yemeğe gelmişiz dedik.

Yemek sonrası tatlımızı nehir kenarında bulunan Cacao kafede yiyelim dedik. Bu pastanenin tatlıları ve de özellikle dondurmaları çok meşhurmuş. Ertesi gün Slovenya İskoçya maçı olduğundan etraf Kilt etekli İskoç tarftarlarla doluydu. Onların şamatalarını bira içişlerini ve tezahüratlarını izleyerek geceyi sonlandırdık.

Bu gün günlerden Bled Gölü günüydü. Sabah uyanıp kahvemizi içtikten sonra, Merkez otobüs terminaline yollandık. 15 dakikada yürüyerek terminale vardık. Bled için biletimizi aldık. Şansımıza saat 9.45 de otobüs kalkıyordu. Bindikten 5 dakika içinde kalktık. 50 Dakika sonra Bled otobüs durağında indik. Yürüyerek göle doğru indik. Hemen göl karşısında bulunan kafede göl manzarasına karşı güzel doyurucu bir kahvaltı ettik. Notlarıma göre Slovenya nın en meşhur tatlısı Blejska Kremsnita en güzel Bled de yenirmiş. Kahvaltı sonrası kahve ile Milföy hamuru arasına konan krma ile servis edilen gerçekten lezzetli bu tatlıyı yedik. Sonra Göl çevresine yürüyüşe geçtik. Yol ayrımından Bled Kalesine tırmanmaya başladık.15-20 dakikalık zorlu ve yorucu bir tırmanıştan sonra Kaleye ulaştık. Bir hayli yorulmuştuk ancak, tepeden Bled gölü ve adasının görüntüsü bu yorgunluğa değdi. Manzara adeta kartpostal gibiydi.

                                                  

Yarım saat kaleyi gezip göl manzarasını izledikten sonra tekrar yokuşu aşağı doğru inip, göl kenarına geldik. Sahilden kiralıyabileceğiniz kayıklar olduğu gibi, yine sahilden binebileceğiniz küçük teknelerle gölün ortasındaki adacığa kayıkçının ritmik olarak çektiği küreklerle vardık. Adacığa ayak basar basmaz tepede bulunan Kiliseya 99 basamaklı merdivende tırmanarak çıkıyorsunuz. Kaleye tırmanmak kadar zor olmasada 99 basamağı çıkmak yoruyor. Kilisenin bulunduğu bahçeye vardığımızda bir sürprizle karşılaştık. O gün Kiliside kıyılacak bir düğün vardı. İnsanlar tuvaletli smokingli kuaförlü çol şıktılar. Kayık.ının verdiği 45 dakikalık serbest zamanda çevreyi dolaşıp, manzarayı fotoğrafladık. Verilen saatte tekrar kayığa binim 30-35 dakikada kaltığımız iskeleye yanaştık. Saat başı dönüş için olan otobüse binmek için 15 dakikamız vardı. Oyalanmadan otobüsün kalkacağı yere gelip tam vaktinde Lubliyana ya dönüşe geçtik. Karnımız bir hayli acıkmıştı. Çok sevdiğimiz ve bir gün evvelinden gitmeye karar verdiğimiz Abi Falafe le geldik. Kocaman bir lavaş pide içine humus, thina, salatalar dizip 8 adet te falafel koyup verdiler. Hava bahardan kalma idi kafenin dışındaki masalarda oturup yedik.

 

Yemek sonrası Aşıklar köprüsünde gezinirken nehir botunun 1 saat lik gezisi olduğunu görünce, hem biraz dinlenmek hem de her nehir i ya da denizi olan şehirde yaptığımız bot gezisini bura da da yapalım dedik. Gezdiğimiz sokakları, oturduğumuz kafeleri, geçtiğimiz köprüleri bu kez nehir tarafından izledik

  Tekneden İndikten sonra aşağıda satır başları olarak not aldığım yerleri gezdik.

Eski bir askeri kışladan dönüştürülen, duvarları grafitilerle kaplı, alternatif bir sanat ve kültür merkezi olan Metelkova Mesto,

 

Koperatif işletme bankası binası olan. Vurnikova House. 1921 yılında Mimar İvan Vurnik ve eşi Helena tarafından Art Nouveau tarzında inşa edildi. Slovenya bayrakları renginden esinlenerek dekoratif olarak süslendi. Miklosich caddeside olup şehrin en süslü binası olarak bilinir.

Katedralin hemen arkasında yer alan. Merkez Pazar ve Belediye Binası. Mimar Plečnik’in sütunlu mimarisine sahip pazarda yerel lezzetleri ve taze ürünleri bulabilirsiniz.

 Kongresni trg (Kongre Meydanı), Ljubljana’nın kalbinde yer alan görkemli tarihi binaları, zengin kültürel etkinlikleri ve ünlü mimar Jože Plečnik’in UNESCO listesindeki tasarımıyla şehrin en önemli kültürel merkezlerinden biridir. Meydanın ortasındaki Zvezda Parkı, çevresinde ise üniversite binası ve Filarmoni salonu yer alır.

Robba Çeşmesi‘ Belediye Binası’nın önünde bulunan Barok tarzı bir yapıdır. Francesco Robba’nın bu başyapıtının orijinal mermer heykelleri koruma amacıyla Slovenya Ulusal Galerisi‘nde sergilenmekte olup, meydanda birebir kopyası yer alır.

Ljubljana’da yüz/kafatası heykellerinin ve çeşmenin bulunduğu yer, eski şehir merkezindeki Ključavničarska ulica / Çilingir Sokağı adlı dar sokaktır.

Adı geçen şehrin merkezindeki bu yerleri gezerken arada molalar verip kahve içiyorduk. Hava harika şehir çok güzeldi. Yürüme mesafesindeki bu yerleri birkaç saat içinde gidip gördük. Öğlen çok geç yediğimizden akşam yiyecek iştahımız yoktu. Ancak tadı damağımızda kalan Cacao kafede oturup yeni tatlar deneyip, stüdyomuza dönüp yattık.

Pazar sabah kalktığımızda kahvemizi içip sokağa çıktık. Sabahın sessizliği çok iyi geliyordu bize. Önce nehir kenarında biraz gezinip İstanbul da iken yazışıp randevulaştığım Yahudi Kültür Merkezi (Jewish Cultural Center) Adres:Križevniška ulica 3, Saat 10.30 da geldik. Bizim gibi 5 farklı ülkeden gelen turistler vardı. Rehberimiz, Slovenya’yı Sloven halkını, burada yaşayan Yahudileri, 2.Dünya savaşı dönemini fotoğraflar videodan filmlerle gösterip anlattı. Kültür merkezi içinde bulunan bir odalık belki de 20-25 kişinin ancak sığacağı Sinagog ta kendisini dinledik. Yaklaşık 1 saat süren bu bilgilerden çok keyif almıştık. Şu an 100-150 kişilik bir cemaatin yaşadığını anlattı.

Sinagog ziyareti sonrası çok yakınında bulunan Bit Pazarı nı gezdik. Daha sonra yolumuzun üstünde karşımıza çıkan Franciska Kilisesi ve kütüphanesini, fotoğrafladık. Saat Biri geçiyordu. Acıkmıştık. Listeme göz attım Pop’s Burger bize uyuyordu. Nehir kenarında yürürken karşımıza çıktı. Vejetaryen burgerler Fish & Chip ler ve daha bir çok yiyecek vardı. Sevgili refikam Vegi Burger ile soğan halkaları ısmarladı. Ben Fısh & Chip ile buz gibi bir bira ısmarladım. Sonbaharın son güneşi içimizi ısıtırken, nehir kenarındaki manzaramız da ruhumuzu ısıtıyordu. Çok keyifli bir yemek sonrası şehrin son bir kez daha sokaklarına ve tarihi yerlerine göz atmak için Elektrikli Tren ile, gezip gördüğümüz sokakları bu kez Tren ile gezdik. Gezerken kulaklığımızdan bu tarihi binaların tarihçelerini dinledik. Dönüş vakti yaklaşıyordu. Son bir kez tadına doyamadığımız bu şehri seyrederek kahvelerimizi yudumlayıp havaalanının yolunu tuttuk. Keyifli bir hafta sonu geçirmek isteyen tüm dostlarıma tavsiye ederim.

Bir Tutkudur Seyahat…

Bit Pazarı

 

 

 

Paylaş
Önceki İçerikMOSKOVA ST.PETERSBURG
1957’de İstanbul’da doğdu. İlkokul yıllarında önce çevreyi tanıyarak gezgin olma yolunda adımlar atarken, ortaokul yıllarında ilk ciddi yurt dışı gezisini gerçekleştirmesiyle seyahat onda bir tutkuya dönüştü. Askerlik sonrası profesyonel hayatına başladığı tekstil sektörü ile beraber yurtdışı gezileri de artmaya başladı. Çıktığı bu gezileri ölümsüzleştirmek adına eline aldığı makinesiyle amatörce çektiği fotoğraflarla birçok sergiye katıldı ve ödüller kazandı. 2000’li yılların başında arkadaşlarının ve yakın çevresinin de teşviki ile Turizm Sektöründe uzun yıllar acentecilik yaptı. Bu yıllarda Türkiye Gezginler Kulübü ile tanıştı ve Genel Sekreterlik görevinde bulundu. Emekli olduktan sonra farklı kurumlarda İdari Yönetici olarak görev aldı. 30 yılı aşkın zamandır “Sinagog İlahileri Korosu Şefliği” yapmakta ve korosuyla birçok kez yurtiçi ve yurtdışı konserlerine ayrıca bazı televizyon ve radyo programlarına katılmaktadır. 2005’ den bu yana gazete ve dergilerde “Gezi ve Yemek Kültürü Yazıları” yayımlanmaya devam etmektedir. 2026 yılı itibarı ile 46 ülke 136 şehir gezip görmüş, fotoğraflamıştır. Evli ve iki kız babası aynı zamanda bir erkek torun sahibidir. Seyahatlerini eşiyle birlikte yapmaktan keyif almakta.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here