Ana Sayfa Avrupa MOSKOVA ST.PETERSBURG

MOSKOVA ST.PETERSBURG

54
1
Paylaş

Moskova St. Petersburg Gezimiz

24-31 Mayıs 2026

Uzun zamandır hayalimi süsleyen Moskova ve St. Petersburg şehirlerini gezme isteğim sonunda bu yıl gerçekleşti. 24 Mayıs 2026 Pazar günü 9:40 THY uçağı ile Moskova’ya hareket ettik. Biz bize tur önderliğinde 40 kişilik bir grup olmuştuk. Rusya giriş için vize istiyor. Tur operatörümüz tüm vize işlemlerimizi ve sağlık sigortalarımızı havaalanında bizlere teslim etti. 13.35 de Moskova’ya vardığımızda pasaport kontrol memuru bize küçük bir beyaz kâğıt veriyor. Bu “Migrasyon kartının” otel kaydında da ibra edilmesi gerekiyor. Ülkeden çıkışta da mutlaka memura verilmesi gerekiyormuş. Ayrıca ülkeye girerken parmak izi ve biyometrik fotoğrafınızı da alıyorlar. Bu da işlemin oldukça uzun sürmesine yol açıyor.

 

Valizlerin otobüse yerleşmesinin ardından, yerli rehberimiz Nuriya bizi karşıladı. Moskova panoramik turuna başladık. Böylece Rus kültürüne ilk merhaba deyişimiz oldu. Havaalanından şehre doğru ilerlerken geniş caddeleri, şehrin ana yapısını gözlemledikten sonra tarihi bir öneme sahip olan Kızıl Meydanı gezdik. “Kızıl” bu meydanın tarihin kanlı olaylarından değil, kızıl kelimesinin Rusçada “güzel” anlamına geldiğini anlıyoruz. Bir yanı Kremlin Sarayının duvarları, bir yanı GUM alışveriş merkezi, tam karşınızda Aziz Vasil Katedrali ile bir masal şehrine geldiğinizi size anlatan bir meydan. Mavi, açık yeşil, açık sarı tonlarının armonisi. Vasilika katedralinin renkli kubbeleri. Katedralin içini gezmiyoruz çünkü içerisi küçük küçük kliselerden yapılmış. Rusya’nın ilk çarı Korkunç Ivan tarafından

      

1530’larda yapılmış. Korkunç lakabı ülkesini yönetirken acımasız zalim davranışları olan paranoyak bir kişilik sergilemesinden kaynaklanıyor. Üstelik bu klişeyi yapan İtalyan mimarın buna benzer bir klise daha yapmaması için, gözlerini kör etmiş.

Grubun yaş ortalaması yüksek. Bir kısmı biraz yürüyüp sonra kafelerde oturuyor etrafı seyrediyor. 40 Kişilik grubu kontrol etmek biraz zor. Ama gençlerimiz de vardı, aileleriyle gelen.

Öğle yemeğimizin ardından otelimize vardık. Eski adıyla Holyday Inn, şimdi adı Lesnaya Safmar. Oteller kayıt için vize kağıtlarınızı, pasaportları ve pasaport kontrol sırasında verilen beyaz kağıtları ibra etmenizi istiyor. Odamız güzel. Çarşaflar tertemiz. Dinlenip ikinci gezi günümüze hazırlanıyoruz.

 

Mayıs ayı sonuna rağmen soğuk bir hava hakim. Gün 23:30 da kararıyor. Sabah 4:30 gün tamamıyla aydınlık. Beyaz geceler dedikleri bu olsa gerek, günün büyük bir bölümünün aydınlık olması.

 

2.Gün

Sabah kahvaltımızın ardından, Programda Kremlin Sarayı, Novodevici Mezarlığı, Moskova Metrosu ve Arbat caddesi gezimiz var.

Kremlin (kale) Sarayı duvarların içinde inşa edilmiş. Yine kızıl meydanın bir yanında boydan boya uzanıyor. Bir saray gezeceğimi düşünüyordum. Ama öyle olmadı. Kremlin duvarları eski Moskova şehrini barındırıyor.

İçinde yöneticilerin çarın konutları, yardımcılarının devlet dairelerinin çalışma konutları var.  Kremlin Sarayı devlet dairesi olarak kullanıldığı için turizme açık değil. Ayrıca bu duvarlar içinde, oraya pek uymayan modern bina inşa edilmiş. Bu da Çarlık sonrası daha doğrusu 1950’lerde yurt dışından gelen delegelerin toplanma alanı ve salonu ve çalışma büroları olarak inşa edilmiş. Dışardan dört kat gibi gözüküyor ama yerin altında katlar var. Çünkü yüksekliği kilisenin direğinden yüksek olamaz.

Kremlin Sarayı’nın içine girilemiyor çünkü orada resmi daireler, Putin’in çalışma konutu var. Sadece o meydandaki üç kiliseyi gezebiliyorsunuz. Biri Çar ailesinin dua kilisesi, çok küçük, süslü, Çar ailesinin çocuklarının vaftiz olduğu kilise. Bu kilise arkadaki çarlık sarayına da bağlı.  Diğeri taç giyme törenlerinin yapıldığı daha büyük bir kilise, bir tane İtalyan tarzı kilise vardır. Bu alanda yola inemiyorsunuz. Her yerde kurallar hakim. Başkanlık konutuna yaklaşamıyorsunuz. Bu bahçelerde gezinirken meydanda duran çanın, neden yerine asılamadığının hoş hikayesini dinliyorsunuz rehberinizden, ayrıca dünyanın en büyük döktürülmüş topunu görüyorsunuz.  Hava güzel, ara ara yağmur yağsa da çok soğuk değil.

 

Kremin sarayının tam karşısında GUM İsminde büyük bir alışveriş merkezi var. Bu yer Çariçe Katerina zamanında düzensiz dükkanların dağınıklığının giderilmesi amacı ile bir ticaret kompleksi olarak inşa edilmiş. Zamanında Kremlin’in ihtiyaçlarını karşılayan bir pazar alanı. 1917 sonrasında bu merkez, karneyle yemek dağıtılan, devlet daireleri olarak kullanılan alan olmuş. Günümüzde ise, içi Art Neuvo yapı korunmuş, yapay çiçeklerin bol bol kullanıldığı, şık markaların bulunduğu bir alışveriş merkezi. Ama ülke savaşta olduğundan, bir çok Avrupa markasının içeride adı var kendisi yokmuş.

 

Şehrin her tarafında toplu konut tarzı binalar gözüküyor. Bu binalarda her bir ev küçük metrekarede inşa edilmiş. Komünizm döneminde halka bu evler oturmaları için tahsis edilmiş. Komünizim sona erdiğinde, 20 dolar gibi bir bedelle gibi bunu içeride oturana devretmişler böylece insanlar ev sahibi olmuşlar. Sonrasında bu binalar kentsel dönüşüme uğrayıp yerine yeni daha sağlam, daha geniş binalar yapmışlar.

Kremlin gezisi sonrası, tarihi Novodevici Mezarlığına gittik. Bu mezarlık ünlü Rus yazarlarının, ressam ve sanatçılarının ve ayrıca devlet adamlarının gömüldüğü, onlar için çok önemli bir yer. Mezar taşlarında mezar sahipleri ve meslekleri resmedilmiş, bir anıt mezar görünümünde. Nazım Hikmet ve eşi de burada gömülü. Mezarlıkta çok fazla Türk ziyaretçi vardı. Zaten seyahatimiz boyunca çok fazla Türk turiste rastladık.

 

Sonrasında otobüslere binip metroları gezdik. Metrolar da tertemiz. Lambalar muhteşem her bir metroda farklı bir dönemin konusu duvarlara işlenmiş. Ural Dağları’ndan çok fazla mermer çıktığından her taraf mermer kaplı. Mermer mikrop barındırmazmış.  Bu yüzden Mutfaklar ve hastaneler mermerle kaplı olurmuş. Beyaz mermerler her yerde bol bol kullanılmış. Gece birden altıya kadar çalışmıyor sanırım o sürede de temizlik yapılıyormuş. Metrolar çok kalabalık. Bir de ne kadar aşağıya doğru indiğimize hayret ettim. İlk yapılan metroları yer üstünde inşa ediyorlarmış, sonra üstünü kapatıyorlarmış. Şimdi yeni yapılanları alttan tüp yapıyorlar.

 

Altı tane istasyonu gezdik. Metrolar içinde havalandırma sistemi çok iyi çalışıyor. Işıklandırma ve renkler muhteşem. Son çıktığımız istasyondan yemek yiyeceğimiz lokantaya geldik.

Lokanta balık lokantasıydı seyahatimiz boyunca yemek yediğimiz en düzgün servis en şık ve lezzetli yemekler oldu. Karnabaharlı sütlü çorba içtim çok lezzetliydi. Arkasından balık geldi. Kuskus hafif salçalı kuskus üstüne balık tamamıyla iğnesiz servis edilmişti hepsi çok lezzetliydi

Oradan çıkışta Arbat Caddesi’ne geldik. Bizim Beyoğlu caddelerini andıran trafiğe kapalı bir cadde. Onlara göre çok mühim ama, öyle çok fazla bir şey yoktu cadde boyunca yürüdük. Birden şiddetli yağmura yakalandık, bir kafede oturup bir şeyler içtik, sonra da çıkıp cadde boyunca yürüdük. Bana göre caddede görülecek çok fazla bir şey yoktu. Sonrasında otele gelip biraz dinlendik. Ve akşam yemeği için tekrar çıktık.

Ertesi sabah saat 7:45 de otobüslere bindik. Tren istasyonuna geldik yeni restore edilmiş duvarlarda mozaik resimler yapılmıştı.  Moskova manzaraları ve önemli binaları duvara resmedilmişti. Moskova’da tren önemli bir ulaşım aracı. Bu meydanda 3 farklı tren istasyonu vardı. Ruslar tren, ve deniz yolunu da ulaşım için alternatif olarak kullanıyorlar. Ama yollarda çok fazla lüks Avrupa otomobil görmek mümkün.

 

 

St. Petersburga doğru yol alan tren yolculuğu 4 saat sürdü. Kitap okudum. Biraz yürüdüm, kalktım.  San Petersburg’da trenden çıkışımızda bizi rüzgârlı ve soğuk bir hava karşıladı. İstasyon çıkışı çok fazla merdiven var. Valizlerle hareket etmek oldukça zor. Tren garının yakınındaki Cosmos Otelimize yürüyerek vardık. Burada rehberimiz değişmişti İsolda bize katıldı. Valizlerimizi emanete bırakıp öğle yemeği için toplanmaya karar verildi. Otel personelinin İngilizce bilmemesi, girerken yaşanan kargaşa can sıkıcıydı. Ancak tur operatörünün yönetimi ele almasıyla işler yoluna girdi, öğle yemeği yenilecek olan Özbek Lokantasına vardık. Ruslar dil olarak sadece kendi dillerini biliyorlar. İngilizceye hakim değiller. Kendi kuralları var, yüzleri pek gülmüyor, soğuk mesafeli insanlar.

 

Yemek sonrası bizi almaya gelen otobüsle St. Petersburg panoramik gezintisini yaptık. Nevski Bulvarı buranın ana caddesi. Şehir kanallarla Neva Nehrine bağlanıyor. Çok geniş parkları var. Cadde üstünde zengin ailelerin konutları, aslında bunlar birer saray halinde, inşa edilmiş, çok şık yapılar. Gezi sonrası otelimize odalarımıza yerleştik.

 

 

27 mayıs 2026 programda Hermitage sarayı vardı. Burası çarın kışlık sarayı. Açık yeşil ve sarı varaklarla süslü devasa bir yapı.  Girişte muhteşem mermer merdivenler bizi karşılıyor. Çar Petro ihtişamını gücünü Avrupa krallarına İspatlamak için onları örnek alarak İtalyan mimarların ülkeye getirmiş, muhteşem bir bina inşa ettirmiş (1764). Ayrıca Büyük Katerina, Avrupalı ressamların tablolarını toplamaya başlamış. Ünlü porselen fabrikalarından yemek takımları alınmış, sarayın her tarafı altın varaklarla süslü. Her odada bir görevli çalışıyor ve her giren çıkanı hiçbir yere ellemesin diye kontrol ediyor. Ayrıca bütün değerli kapılar duvarlar pleksiglaslarla korunuyor. Çok güzel şömineler, çok güzel porselenler çok güzel sanat eserleri toplamışlar. Burada enteresan olan bir tavuskuşu altın saat vardı.  Katerina’ya sevgilisi tarafından hediye edilmiş. Çünkü sevgilisi Katerina‘nın verdiği hediyeyi yani yazlık köşkü üç kere kumarda kaybetmiş, kendini affettirmek için de bu altın saati hediye etmiş. Saat  deyince aklıma büyük görkemli bir masa saati geldi. Ama bu saat, saat olduğu belli olmayan altından devasa bir heykeldi. Tavus kuşunun kanatları açılıyor, baykuş kafasını çeviriyor, sincap ağaca tırmanıyor, saat mekanizması acayip bir şekilde çalışıyor, bu saatten dünyada üç tane varmış bir tanesi bu müzede korunuyor. Diğer iki tanesi özel koleksiyonda.

 

Hermitage hakikaten görülmeye değer bir yer. Bina 6 ayrı binadan oluşuyor ve Neva nehrine bakıyor. Arka tarafta ise, sarayın tam karşısında bir sütun üstünde çarın heykeli var.

Onun arkasında atlı bir ark, Nevski caddesine çıkıyor.

 

Sonrasında Petro ve Pavel kalesini gezdik.  Kale bir adanın üstüne kurulmuş orada bir klise vardı.  Aslında  Saint Petersburg ilk önce o adanın Üstünde kurulmuş. 1703 yılı.  Petro bütün Romanof ailelerinin orada gömülü olmasını istemiş onun için bu kiliseyi yaptırmış klisede bir sürü mezar taşı vardı. Ama tabi bu mezar taşları günümüzde sonradan üstüne konulmuş. Yine bunlar da hepsi beyaz mermerdi.

 

Havanın çok soğuk olması nedeni ile gruptaki bazı katılımcılar otele döndüler. Bir kısmı ben dahil, kehribar, amber satan bir turistik mağazaya gittik. Sonrasında da bir alışveriş merkezine uğradık, bazıları havyar almayı tercih etti.

Ertesi gü programımız sabah kahvaltısının ardından 1 saat 10 dakika mesafede Petergof bahçeleri idi. Çar I. Petro Fransa seyahatinde Versailles sarayından çok etkilenmiş ve St Petersburg’da da böyle bir saray olması gerektiğine karar vermiş. Zenginliğini ve ihtişamını bütün dünyanın görmesini istiyormuş. Hakikaten de bu sarayın bahçeleri Versailles sarayları ile aynı şekilde tasarlanmış.

Muhteşem fıskiyeler, altın kaplama heykeller, muntazam bahçeler, şelaleler insanı büyülüyor. Bahçe Baltık denizinin kıyılarına kadar uzanıyor. Hava oldukça soğuk ve yağmurlu olduğundan grubun büyük bir kısmı bahçeleri gezmekten kaçındı. Saray Finlandiya körfezine bakacak şekilde 1700’lerin başında inşa edilmiş. Saray kompleksinin tam önünde duran fıskiye Samson’u aslanın ağzını yırtarken temsil ediyor. Aslan I. Petronun İsveçlileri yenmesi üzerine onları temsil ediyor.

Bu saray yapıldığı dönemden itibaren 300 yıl Romanoflara hizmet etmiş ve binlerce sanat eseri, burada toplanmış. Dünyanın ünlü ressamlarının resimleri, en ünlü porselen işçiliklerini, saatlerini, zarif mobilyaları, çini devasa şömineleri yerdeki parkeleri hayranlıkla izliyorsunuz. Saraya girerken paltolarınızı ve büyük çantalarınızı vestiyere bırakmak zorundasınız, ayağınıza giyeceğiniz galoşlar veriliyor. Her oda görevlilerle dikkatlice korunuyor. Hiç bir eşyayı ellemenize izin vermiyorlar. Hemen alarm çalıyor.

Bu saray II. dünya savaşı sırasında Alman karargahı olarak kullanılmış ve tahrip edilmiş. Almanlar çekilirken de binayı yıkık şekilde bırakmışlar. Savaştan önce bunun olabileceğini öngören Ruslar taşınabilecek bütün eşyalarını, sanat eserlerini kasalarla ormanda yerin altına gömmüşler. Saray 1950 lerde yeni baştan aslına uygun olarak inşa edilmiş ve gömülü olarak saklanan bütün sanat eserleri yerine konmuş. Yani anlayacığınız saray orijinal saray değil ama içindeki herşey orijinal.

Bu gezinin ardından öğle yemeğimiz için Podvor Restaurantına varıyoruz. Burası kütük ev tarzında inşa edilmiş tipik bir Rus lokantası. Tipik Rus yemeklerini burada deneyimleye biliyorsunuz. Sizi yerel folklorik kıyafetleri ile karşılayan ekip, güzel müzikleri ile de coşturmayı biliyor. Keyifli, müzikli,  lezzetli yemeklerimizin ardından ikinci gezeceğimiz saray olan Puşkin kasabasına doğru yol aldık.

Ünlü Rus şair ve yazar Puşkin’in okuduğu okulun önünde geçerek saraya vardık. Katerina sarayı da muhteşem bir görüntüye sahip inanılmaz büyük bir kompleks.

Büyük Petro karısı I. Katerina için inşa ettirdiği bu yazlık sarayı daha sonra kızı Elizabeth devam ettirmiş. Sarayı altın varaklar, altın kaplı merdiven başları heykellerle süslemiş. Rokoko tarzında inşa edilen saray baş döndürücü bir ihtişama sahip. Yabancı elçilerin ağırlandığı odalar, yemek takımları, balo salonları yatak odaları görülmeye değer. Burayı gezerken kendinizi bir masalın içinde hissediyorsunuz. Bu saray da Almanlar tarafından tahrip edilmesine rağmen orijinal haliyle tekrar yapılandırılmış ve odalar eski haline getirilmiş. Bu sarayda bulunan kehribar odası da görülmeye değer. Çara hediye edilen dev panolar nedeni ile Petro burada bir kehribar odası yapılmasını uygun görmüş ve bütün duvarları kehribar panolarla kaplanmış bir oda yaratılmış. Bu sarayı gezerken insanın aklı bu zenginliği, bunca altın işlemeyi, bunca güzelliğin bir yerde görülebileceğini aklı almıyor.

Sarayların içinde mutfak konumlandırılmamış. Mutfaklar hep sarayların dışında bahçede, yangın tehlikesine karşı ayrı bir kompleks.

Bu sarayın da bahçeleri de, heykelleri ve çeşmeleri ile görülmeye değer. Fakat biz hava şartları nedeni ile daha fazla gezemeden dönmek zorunda kaldık. Hakikaten bu saraylar ve bahçeler zaman verilerek gezilmesi gereken çok keyifli alanlar.

Gün bitiminde akşam yemeğimizi alacağımız restoranda gitmek üzere yola koyulduk.

 

Son gün

Otelde aldığımız kahvaltının ardından, saat 10:00 gibi çıkışlarımızı yapıp odamızı boşalttık. Valizleri otobüse yerleştirip, Kazan Katedraline doğru yol aldık. Bu katedral St. Petersburg’un ana caddesi üzerinde yer alan, yani Nevski bulvarının üstünde yer alan 1811 tarihli çok geniş bir alanda, çok görkemli bir yapı. İçerisini gezmek ücretsiz. Yapı yarım ay şeklinde inşa edilmiş, yapımı 10 yıl sürmüş. Ana girişte 96 sütun yer alıyor. Girişinde ünlü general Bonaparta karşı zafer kazanmış Kutuzov’un heykeli bulunuyor. Oraya yakın St. Isaac katedrali de var. Burası 19. yy da I Nikolay tarafından yapılmış bir Ortodoks klisesi. Kubbesi altından. Bu katedralin yapımı 40 yıl sürmüş. Biz bu katedralin içini gezmedik. Kazan katedralinin tam karşısında Singer binası yer alıyor. İçeride geniş bir kitapçı ve kafe bizi karşıladı. İçeride dolaşmak çok keyifli. Ama Rusların kuralcı karakteri burada da geçerli. Kesinlikle masaları birleştirmiyorlar. Düzeni bozmuyorlar. Kafede oturmak için sıra beklemelisiniz. Kafe Nevski caddesinin köşesinde kanala karşı konumlandırılmış. Söylendiğine göre St. Petersburg’un en büyük kitapçısı. Buna rağmen içerde Rusçadan başka hiçbir yayına yer verilmemesi tuhaf geliyor. Rusyada yapılan tüm binaların yüksekliği katedrallerden yüksek olamaması nedeni ile bu binada en tepeye cam bir kubbe oturtularak hem zarif bir yapı sağlanmış hem de kulenin çevresine heykeller eklenerek Art Nouvau tarzının güzel bir örneği ortaya çıkarılmıştır. Bu bina Singer makinelerinin Rusya’daki genel merkezi olarak inşa edilmiş.

Buradan sonra 3. Durağımız rezervasyonla girilen, özel bir müze olan Febarge müzesi. Fontanka Nehri kıyısında zengin bir ailenin sarayı olarak inşa edilmiş olan yapı, harap bir haldeyken, büyük Rus kuyumcu Peter Carl Fabege’nin kayıp çalışmalarının tekrar ülkeye kazandırılması amacı ile özel bir koleksiyonerin çabası ile kurulmuş. İlk önce bina aslına uygun olarak restore edilmiş. Binanın kendisi de bir mücevher kadar süslü ve değerli. Sonrasında çarlara ait 9 mücevher yumurta Amerikalı çok zengin bir koleksiyonerden (Malcolm Forbes) sergilenmek amacı ile satın alınmış. Müzede yalnız yumurtalar değil, Febarge’nin yarattığı mücevherler, Rus ustalara ait paha biçilmez gümüş yemek takımları süs eşyaları, dekoratif eşyalar, ve ünlü ressamların tabloları sergileniyor. Bu müze resmi olarak 2013 tarihinde açıldı. Randevu ile grupları içeri aldılar, kulaklıklarla anlatım yapıldı. Yumurtaların yapım nedeni çarların eşlerine ya da annelerine paskalya döneminde verdikleri hediyelerden kaynaklanıyor. Yumurtalar paha bilmez mücevherle kaplı, ayrıca açılıp içlerinden sürpriz bir obje çıkıyor. Bu obje bazen çok değerli bir mücevher, bazen bir obje veya saat barındırıyor. En ilginci ise çok büyük pırlantaların altına el işi olarak resimlenmiş fotoğrafları. İşçiliği insanın aklı almıyor doğrusu. Ayrıca binanın iç dekorasyonu, lambaları, ipek duvar kağıtları, tavanları da, çarlık döneminde Rus zengin ailelerin yaşantısından bir örnek olması açısından görülmeye değer.

Öğle saatinde serbest zamanda kimi birşeyler atıştırmak için lokantalara dağılırken, kimi kehribar ve amber satılan mağazalarda vakit geçirdi.

Saat 17:00 nehir tekne turu ile gezimize devam ettik. Grubumuza ayrılan teknede şampanya ve havyar eşliğinde kanallar ve Neva nehri boyunca iki saatlik gezimize başladık. Hava yağmurlu olduğundan pencerelerden izlemek biraz zor olmasına rağmen çok keyifli bir gezi oldu. Rehberimizin anlatımı ile sohbet ederek gezimizi tamamladık.

Gezimizin son durağı, Troyka restoranda noktalandı. Çok şık bir restaurant olan bu mekan rezervasyonla çalışıyor ve her Cuma Cumartesi geceleri showları ile göz dolduruyor. Yemekleri ve servisi bu gezimiz boyunca en profesyonel olan mekan olarak tanımlanabilir. Çok kalabalık olan mekanda çok hızlı servis sunuldu. Biz grup olarak ne yazık ki uçağa yetişme sebebi ile Show’un yarısında ayrılmak zorunda kaldık.

Uçağın kalkmasından iki saat evvel hava alanındaydık. Tur liderimizin de kaygılarının nedeni burada kendini gösterdi. Pasaport kontrolu oldukça düzensiz ve kargaşa arz ediyor. Çok yavaş işlemler tamamlanıyor. Pasaportunuzla beraber verilen beyaz kâğıdı iade etmeniz, tekrar biyometrik kontrolden geçmeniz gerekiyor. Çoluk çocuk yaşlı ellerinde çantalar olanlar için oldukça zorlu bir süreç. Sonunda uçak kapısına vardığınızda oturacak bank bulamıyorsunuz. Uçağı ayakta beklemek zorundasınız. Sabaha karşı 5:00 gibi İstanbul’a vardık.

Her şeye rağmen dolu dolu geçen gezi günlerimizin uzun müddet hayallerimizi süsleyeceğinden eminim.

ANET PASE

Paylaş
Önceki İçerikGEZDİĞİM ÜLKELERDE GİTTİĞİM SİNAGOGLAR & KOSHER RESTORANLAR
1959 İstanbul doğumluyum. Lise öğrenimimin ardından İstanbul Üniversitesi Psikoloji Bölümü öğrenciliğimden dönemin anarşik olayları nedeni ile ayrıldım. Geçen onca yıl içinde hem güzel bir aileye sahip olabildiğim, hem de uzun yıllar çalışabildiğim için mutluyum. Çeşitli eğitimlerle kendimi geliştirmeye imkan bulduğum için de şanslıyım. Emekli olduğum dönemde çıkan af ile tekrar İstanbul Üniversitesi Psikoloji sıralarına öğrenci olarak dönmek ise, benim için inanılmaz güzel bir hediye oldu. Şimdi dileğim Psikoloji bölümünü bitirebilmek, çeşitli yayınlarda çıkan yazılarıma psikoloji alanında yazılar da ekleyebilmek, çocuk hikayeleri yazmak. Her konuda ailemin desteği başarımın anahtarı olmuştur. Bir erkek, bir kız, iki evlat sahibi oldum. Şimdi gelin ve damadımla dört evlat, dört torun sahibiyim. Dünyayı gezmenin, yeni yerleri ve insanları tanımanın da eğitimin, yaşama sevincinin, genç kalmanın önemli bir unsuru olduğuna inanıyorum.

1 Yorum

  1. Moskova & St. Petersburg Yazısını okudum
    Çok beğendim
    Rusya ya gidecek olanlara bu yazı rehber olacaktır
    2007 yılında aynı destinasyonu yaptım
    Ama inanıyorum ki 18 yılda çok değişiklik olmuştur
    Eline kalemine emeğine sağlık

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here