Ana Sayfa Avrupa YAVRU VATAN KUZEY KIBRIS

YAVRU VATAN KUZEY KIBRIS

11
0
Paylaş

 YAVRU VATAN

KUZEY KIBRIS

Yıllar önce iş için Kıbrıs’a gitmiş, sabahtan akşama kadar otel ve Restoranları gezmiş turizm ile ilgili acenteler ile görüşmeler yapmaya çalışmıştım. Ülkeyi görmek insanları ile tanışmak benim için tam bir hayal kırıklığı idi. Konunun bu tarafını bir başka yazıya bırakalım. Sevgili eşimle bugüne kadar tüm seyahatlere birlikte çıkmıştık. Sadece Prag ve Kıbrıs a onsuz gitmiştim. Gezdiğimiz ülkeleri eşitlemek için Kıbrıs a promosyon kültür turu bulunca hiç tereddüt etmeden yer ayırdım. Son zamanlarda hiç alışık olmadığım bir şekilde tura 2-3 hafta kala yer ayırıyordum. Aslında en az 3-4 ay kala hatta bazen 10 ay kala bile yer ayırırdım. Tura çok kısa süre kala geçen ay, Malta’ya bu ay da Kıbrıs’a yer ayırmıştım. Benim için kısa süre içinde program yapıp seyahate gitmek reform sayılabilir. Çarşamba sabahı İstanbul Havaalanından saat 7.30 gibi Kıbrıs’a doğru THY ile havalandık. Yaklaşık 1 saat 25 dakika sonra Kıbrıs’ın Ercan havalimanına indik. 3 gece 4 günlük Kıbrıs gezimiz Lefkoşa, Girne, Güzelyurt, Kapalı Maraş bölgesi ve Gazi Mağusa’yı içeriyordu. Kıbrıslı yerel rehberimiz bizleri çıkışta karşılayıp otobüse getirdi. Şehir merkezine gelene kadar genel anlamda Kıbrıs hakkında bilgiler verdi. Tarihi, coğrafyası, kültürü ile ilgili kısa bilgiler geçti. Uğradığımız her noktada bunlar hakkında daha detaylı geniş bilgiler vereceğini söyledi. Yerel saat ile 8.30 gibi indiğimizden önce bizi kahvaltı yapmamız için bir pastaneye getirdi. Burada kahvaltı tabağı, omlet ve menemen gibi yumurta çeşitleri ayrıca pastane olduğundan aklınıza gelebilecek poğaça, börek, çörek gibi hamur işleri ve tabi ki pasta ve tatlı çeşitleri mevcuttu. Sevgili eşimle birlikte ortaya ufak bir çeşit yapıp karnımızı doyurduk. Kahvaltı sonrası turumuza başladık. İlk durak Lefkoşa şehir merkezi idi. Ledra Palace sınırını panoramik olarak görerek, Girne kapısından giriş yaptık.  Lefkoşa surlarından geçerek Venedik sütununun önüne geldik. Rehberimiz, meydanı ve sütunun tarihçesini detaylı bir şekilde anlattı.

Sonra sırasıyla, Saman bahçe evleri, Saray Meydanı, Büyük han, Arasta çarşısı, Lokmacı barikatı ve sınır kapısı girişi, Ada, Osmanlının yönetimine geçtikten sonra Selimiye camiine dönüştürülen St. Sophia katedrali, Bandabulya (Belediye pazarı)yı gezdik. Tüm Katedral, Cami, han, meydan ve çarşıların önünde detaylı bilgiler aldık. Gezi esnasında verilen molalarda çarşı içindeki mekanlardan sokak lezzetleri tatmaya çalıştık. Baklavaları çok özel değildi. Gaziantep’te hatta İstanbul da çok daha lezzetli ve damak şenlendiren tatlarda baklavalar yemişimdir. Kahveleri değişikti. Sertlik derecelerine göre isimlendirmişler. Mırra gibi Espreso gibi çok sert olan da vardı. Bizim Türk kahvesi tadında olana Con diyorlardı. Sipariş verirken örneğin sade kahve istiyorum değil de bir tane sade Con diyorsunuz. Lefkoşa turumuz bitince Girne’ye doğru yol aldık. Yol üstünde Bella Pais manastırına uğradık. Bahçesi ile manzarası ile kilisesi ile hayran kaldığımız bir mekan ile karşılaştık. Tecrübeli ve bilgili rehberimiz nerdeyse tek tek freskleri, İkonaları kiliseyi tanıttı bizlere. Kasım ayı olmasına rağmen harika bir sonbahar havası vardı, Manastırın bahçesinden ayrılmak istemiyorduk. Tepeden Girne manzarası harika görünüyordu. Buradan otobüsümüze binip Girne merkezine geldik. Otobüsten inerek kale ve antik limanın bulunduğu sahilin önüne yürüyerek geldik. Tüm Girne kartpostallarındaki görüntü ile canlı olarak karşımızda duruyordu. Kale hakkında içindeki şapel ve müzeler hakkında rehberimiz ön bilgiler verip Kaleyi gezmeye başladık. Yorgun olmamıza rağmen Kalenin burçlarına kadar tırmandık. Kıbrıs’a yaptığımız kültür turuna güzel başlamıştık. Rehber iyi mekanlar güzel, tarihi ilginç hava güzel. Kültür turu için gerekli her şey mevcuttu. Kale turundan sonra sahile inip antik Limanı gezdik. Sahil restoran, kafe ve barlar sıra sıra dizilmişlerdi. Bir akşam gelip bu barlarda bir şeyler içelim deyip otelin yolunu tuttuk. Girne merkeze 20 dakika yürüme mesafesindeki otelimiz Pia Bella ya giriş yaptık. Odalarımıza çantalarımızı bıraktıktan sonra etrafı tanımak ve marketten bir şeyler alıp odaya getirmek için otelin 1.Km çapındaki çevresini dolaştık. Karşımıza Yunan adalarında bulunan Lidl marketi görünce çok sevindik. İstanbul’a dönüşe geçmeden birkaç şey alırız dedik. Otele dönüp akşam yemeğine kadar dinlendik. Restorana indiğimizde salonun baya büyük, büfesinin geniş ve çeşidinin her zevke hitap edecek malzemelerle dolu olduğunu gördük. Akşam yemeğimizi buz gibi fıçı bira eşliğinde taçlandırdık. Yemek sonrası biraz merkeze doğru yürüsek de yorgun olduğumuzdan bu geziyi yarın akşama bırakalım deyip otele döndük. Odaya çıkmadan otelimize ait olan Casino ya bir göz atalım dedik. Ne ben ne eşim Casino da oynamayı ve o ortamı çok sevmediğimizden, bir kapısından girip diğerinden çıkıp odamıza döndük.

Sabah dinlemiş vaziyette kahvaltıya indik saat kahvaltı sonrası 9 gibi 2. Gün turuna başladık. Rotamız Girne’ye bağlı Çamlıbel köyünde bulunan çok meşhur bir ev olan Mavi Köşk e idi. İtalyan asıllı Yunanlı silah kaçakçısı ve Mafya babası Pablo Pavlides kendine özel yaptırdığı çok özel bir villa idi. İç dekorasyonu ile havuzu, müzik odası, yemek odası, yatak odaları ve yemek salonu ile çok değişik ve çok özel yapılmış bir köşk diyebiliriz. Sırf bu evin ve sahibinin hikayesini yazmaya kalksam başlı başına bir yazı konusu olabilir. Çok fazla detaya giremeyeceğim. Merak eden olursa hazreti Google dan inceleyebilir. Ev askeri bölgede olduğu için askerler eşliğinde ve onların anlatımında gezdik. Tur sonrası köşkün kafesinde kahvelerimizi yudumlarken bu kez bizim rehberimiz gerek köşkün gerekse evin sahibinin daha özel sırlarını ve karanlık yönlerini anlattı. Buradan Güzelyurt a doğru yol aldık. Önce St. Mamas Manastırına geldik. Manastırı ve bahçesini gezerken rehberimizden bilgiler aldık. Sonra manastırın bahçesinde bulunan Arkeoloji müzesini gezdik. Daha sonra Lefke sokaklarında gezinip eski Osmanlı mimarisi ile yapılmış konakları gördük. Oradan Şehit Albay Karaoğlanoğlu’na verilen daha sonra eşinin K.K.T.C ne müze olma şartı ile verdiği müze evi, Şehitliği ve açık hava savaş müzesini ziyarete gittik. Şehitlikte uzaklara dalıp her birimiz içimizden saygı duruşunda şehitleri selamladık. Silahların, tank ve askeri araçların sergilendiği alanı ve gezdikten sonra Erenköy direnişi sırasında şehit düşen pilot Yüzbaşı Cengiz Topel in anıtını ziyarete gittik. Savaşın soğuk yüzü ile anılarda bir kez daha yaşadık. Meydanda Şehidimiz Cengiz Topel in hayatından kesitler camekan içinde fotoğraflarla sergilenmişti. Meydanın ortasında duran savaş uçağı ile fotoğraf çektik. Bu yerleri gezerken yeterince hüzünlenmiştik. Rehberimiz neşemizi yerine getirecek bir haber ile bizleri toplayıp, deniz kenarında bir restorana balık yemeğe götürdü. Grubumuzdaki genç bir arkadaşla aynı masayı paylaştık. Rakı içersem rahatsız olur musunuz diye sorunca yok dedim bana da vesile olmuş olursun deyip, birkaç deniz mahsulü mezelik ile Lagos ve Levrek ızgara sipariş verip öğlen vakti içtiğimiz bir duble rakı çok iyi geldi. Akşam üstü otele dönüş yaptık. Saat uygun olduğundan otelin bahçesinde oturup sonbaharın tadını çıkardık. Böylelikle biraz dinlenmiş olduk. Öğlen geç yiyip üstüne üstlük bir de rakı içince akşam yemeği için pek iştahımız yoktu. Salata gibi hafif bir şeyler atıştırıp Girne merkeze yürüyerek gittik. Sahilde dolaştık, oteller bölgesinde gezindik, Limanın ve Kalenin gece ışıklar altındaki harika görüntüsünde Cyprus By Night turu yaptık baş başa. Dükkanlara girdik, fiyat araştırması yaptık. Çünkü ertesi gün serbest gündü. Rakı, Cin, Votka, Whisky gibi Duty Free Shop tan bile daha ucuz olan alkol, hellim peyniri, hediyelik magnet vs gibi alışverişler yapacaktık. Gece yarısına doğru otele dönüp yattık.

Ertesi gün yani cuma günü serbest gündü. O yüzden hiç acele etmeden saat kurmadan keyfimize göre hareket ederek kahvaltıya indik. Saat 10 kadar süren uzun ve keyifli bir kahvaltı yaptık. Açık büfenin tadını çıkarttık. Kahvaltı sonrası gezmeyi planladığımız birkaç noktayı haritadan işaretleyip yola koyulduk. İlk önce Girne Limana yöneldik, yol üstündeki adeta Free Shop tarzındaki Girne’nin en meşhur dükkanı Ercan a girdik. Sanırsınız ki satıştaki ürünler bedava dağıtılıyor. Nasıl kalabalık nasıl alışveriş yapıyor insanlar. Onları seyretmek için bile girilir bu dükkana. Şişeler rahat taşınıp kırılmasın diye ödeme sonrası iki uzunca tezgah üzerinde personel çılgınca, kartonlara sarıp paket yapıyorlardı. Boşalan raflara çalışanlar yeni şişeleri yerleştirirken diğer taraftan müşterilerin sorularına cevap yetiştiriyorlar. İnanılmaz bir görüntü. Tabi ki bizde bu kervana katılıp birkaç şişe içki, sipariş verilen sigara vs aldık.

Sonra sahilde bir kafede oturup bu alışveriş curcunasının sarhoşluğunu atmaya çalıştık. Biraz dinlendikten sonra tekrar etrafı keşfe çıktık. Belediye binasına doğru yöneldik. Çünkü turlardan dönüşte otobüs ile geçerken bu taraflarda şık ve güzel mağazalar gözümüze çarpmıştı. Oraya gidelim dedik. Kıbrıs’a özgü hiçbir şey bulamadık. Yurt dışı seyahatindeydik ama, lisan tanıdık, melodili bir Türkçe konuşuluyor. Markalar ve dükkanlar aynı İstanbul da kiler gibi. Yurt dışındaydık ama sanki, Antalya, İzmir, Trabzon, Adana gibi bir şehirdeydik. Öğlen saatini geçirmiştik, yukarıda da anlattığım gibi geç ve sıkı kahvaltı yapmıştık. Belediye meydanına gelmeden karşımıza Semih Sancar caddesi üzerinde Hungry House Pizza diye bir mekan çıktı. Görüntüsü hoşumuza gitmişti. İçeri girip Mantarlı Pizza siparişi verdik. Ne iyi yapmışız da girmişiz buraya. Harika bir Pizza yedik. Tabanı incecik, üstündeki malzemeler bol ve lezzetli çok keyif aldık yerken. Yemek sonrası otele doğru giderken yolumuzun üstünde MYRA Çikolata Evim diye bir pastane gibi kafe çıktı. Bu lezzetli yemek sonrası çikolata ve kahve ile damaklarımızı çatlatalım dedik. Envayi çeşit çikolatalardan 300.Gr karışık aldık. Otele geldik. Baya yorulmuştuk tüm gün sokak ve caddeleri arşınlamıştık. Odaya gelir gelmez duşumuzu alıp odada bulunan kahve makinesinden kendimizi birer kahve yapıp yatağa uzanmış vaziyette yaramaz çocuklar gibi çikolataları yedik. Boş gün olmasına rağmen dolu dolu geçen bir gün olmuştu. Akşamına Şarap ve balık ile keyifli bir akşam yemeği yedik. Yemek sonrası otelin bahçesinde oturup Casino dan bahçeye çıkan insanları gözledik. Casino da bunalan ara sıra dışarı çıkıyordu. Bizim gibi oyunu sevmeyen birkaç kişi ile bahçenin ve otelin keyfini çıkarıp yatmaya gittik.

Gezimizin 4. Günü de baya dolu idi. Gazi Mağusa, Kapalı Maraş gidilecek şehirlerdi. Bakmayın bizim şehir dediğimize. Kıbrıslılar, Girne Güzelyurt, G.Mağusa, Maraş, Dip Karpaz gibi yerlere ilçe diyorlardı. Önce Gazi Mağusa da St. Barnas Manastırını ziyarete gittik.

Oradan Uzun süre kapalı kalan çok kısa bir zaman öncesi ziyarete açılan Maraş bölgesini ziyarete gittik. Çok şanslı idik. Birçok arkadaşım kapalı olduğundan gezememişlerdi burayı. Savaş öncesi Doğunun Paris’i diye anılırmış burası. Oteller, bankalar tiyatrolar, marka dükkanlar, okullar ile çok renkli bir şehirmiş. Şimdi ise biz sokaklarını gezerken adeta Kovboy filmlerinin düello yapılan meydanı gibi sessiz ve ıssızdı. 40 yıl girilmesi yasak olan bir yer düşünün, evlerin camları kırılmış, binalar boyasız ve eski, Demir kapıların birçoğu paslı sanki Hayalet şehir görünümündeydi. Gezerek sahil ve plajına kadar yürüdük. Bu güzelim şehri bu halde görmek hem içimizi acıttı hem çok üzüldük. Diyeceksiniz ki neden şehir tekrar elden geçirilmiyor, neden binalar vs restore edilmiyor. Anlattıkları kadarı ile toprak Tapusu Türklere, üzerine inşa edilen binaların tapusu Rumlara aitmiş. Bu yüzden her biri burası benim diyerek birbirlerine bir çivi dahi çakılmasına izin vermiyorlar.

Buradan tekrar Gazi Mağusa kalesine geldik. Lala Mustafa Paşa cami, St. Nicholas Katedrali, Venedik sarayı ile Şair ve vatan sever yazar Namık Kemal in Vatan yahut Silistre piyesinden sonra sürgüne yollandığı ve bir gece kaldığı zindanı gezdik. Öğlen yemek molasını Surların karşısındaki Kale içi Ocak Kebap ta verdik. Grup meşhur Kıbrıs spesyalitesi olan Şeftali kebabı yedi. Aslında ismi Şef Ali kebabı imiş. Zamanla Şeftali kebabına dönüşmüş. Biz ise 3-4 tane Humus, Kuru Cacık, Baba Gannuş, Tahinli Köz Patlıcan gibi mezelik şeyler sipariş verip güzel bir Hellimli salata ve Buz gibi Bira ile öğlen yemeğimizi yedik.

Yemek sonrası serbest saatler vermişlerdi. Gazi Mağusa’nın bence belki de Kıbrıs’ın en güzel baya şık ve çeşidi olan pastanesi Petek Pastanesinde yemek sonrası tatlılarımızı yemeğe gittik. Kıbrıs tatlısı dedikleri altı revani üstü muhallebi olan bir tatlı ile Kıbrıs’ın Şeftali kebabı ya da Hellimi gibi meşhur olan Kaymaklı Ekmek kadayıf siparişi verdik. Hava alanına giderken Rehberimiz içkileri ucuza alabileceğimiz Çilem içki dükkanına soktu. Girne deki Ercan kadar olmasa da buranın fena çeşidi yoktu. Tur yolcuları giderayak birkaç alışveriş yaptıktan sonra dönüş için tekrar Ercan hava limanına geldik. Hepimizin ortak kanaati şöyleydi. Harika bir tarih ile coğrafyaya aynı zamanda kültüre sahip güzelim adayı Casino turizmine mahkum etmişler. Ne iyi yaptık da Kıbrıs Kültür turunu aldık. Şimdiye kadar yalnızca Otel, güneş ve deniz için Kıbrıs seyahati yapan dostlarıma Kültür turu almanızı ısrarla tavsiye ediyorum.

Bir Tutkudur Seyahat…

Paylaş
Önceki İçerikMALTA
1957’de İstanbul’da doğdu. İlkokul yıllarında önce çevreyi tanıyarak gezgin olma yolunda adımlar atarken, ortaokul yıllarında ilk ciddi yurt dışı gezisini gerçekleştirmesiyle seyahat onda bir tutkuya dönüştü. Askerlik sonrası profesyonel hayatına başladığı tekstil sektörü ile beraber yurtdışı gezileri de artmaya başladı. Çıktığı bu gezileri ölümsüzleştirmek adına eline aldığı makinesiyle amatörce çektiği fotoğraflarla birçok sergiye katıldı ve ödüller kazandı. 2000’li yılların başında arkadaşlarının ve yakın çevresinin de teşviki ile Turizm Sektöründe uzun yıllar acentecilik yaptı. Bu yıllarda Türkiye Gezginler Kulübü ile tanıştı ve Genel Sekreterlik görevinde bulundu. Emekli olduktan sonra farklı kurumlarda İdari Yönetici olarak görev aldı. 30 yılı aşkın zamandır “Sinagog İlahileri Korosu Şefliği” yapmakta ve korosuyla birçok kez yurtiçi ve yurtdışı konserlerine ayrıca bazı televizyon ve radyo programlarına katılmaktadır. 2005’ den bu yana gazete ve dergilerde “Gezi ve Yemek Kültürü Yazıları” yayımlanmaya devam etmektedir. 2025 yılı itibarı ile 41 ülke 130 şehir gezip görmüş, fotoğraflamıştır. Evli ve iki kız babası aynı zamanda bir erkek torun sahibidir. Seyahatlerini eşiyle birlikte yapmaktan keyif almakta.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here